Postpandemi krizi 1.0: Deri Altı Çipler

03.05.2020

Her şey insanoğlunun “doğayı ve doğallığı” bozmasıyla başladı. Doğa bozuldukça insan da bozuldu. Yapaylık, doğallığın yerine ikame edildikçe insan ve toplum psikolojisi bozuldu.

 

İnsanoğlu, topraktan uzaklaşınca kendisinden uzaklaştı.

 

Betona, robota ve fabrikasyona yönelim topraktan geri dönülemez bir kopuşu kaçınılmaz kıldı.

 

Ardından sahneye “müdahaleci insan” çıktı.

 

Doğaya ve doğallığa müdahale eden insan, kendi genine, geleneğine ve geleceğine müdahale etti.

 

Her teknolojik ilerleme, aynı zamanda başka açıdan bir gerilemeyi beraberinde getirdi. İnsan, teknolojide ilerledikçe, merhamet, vicdan, etik, ahlak ve fıtrattan uzaklaştı.

 

Bu böyledir!

 

Sizin kural tanımazlığınız “mutlak kural koyucunun” kurallarını değiştirmez. Sadece sizin yaşam biçiminizi değiştirir. Allah, kendi sanatından milim sapmaz. Sünetullah şaşmaz. Ne varki, müdahaleciliğiniz ve bozgunculuğunuz bir bumerang gibi size döner.

 

Topraktan ne kadar uzaklaşırsanız o kadar huzursuz olursunuz. Genetiği değiştirilmiş sunî tohuma ne kadar yönelirseniz o kadar reflû olursunuz. Çünkü mideniz, doğal olan besinlerin kimyasallarına göre asit üretmek için tasarlanmıştır. Siz topraktan çıkan besinlerle oynarsanız kendi metabolizmanızla oynamış olursunuz ve bedel ödersiniz.

 

Sosyoloji de böyledir...

 

Her toplumsal hareket “kendi doğal seyrinde” gelişmelidir. Taban bir şeyi isterse o şey değişmelidir. Kurallar, kanunlar, yasalar ve kaidelerin çıkış menbaı “halkın kendisi” olmalıdır. Halka rağmen dayatılan hiç bir yasa toplumu dizginleyemez, hizaya getiremez. Tarih boyunca tavandan tabana empoze edilmiş her kural mutlaka bir direnişle karşılaşmış ve kaosa yol açmıştır. Tepeden indirgemeci hiç bir kural veya kanunun toplumsal refahı artırdığı görülmemiştir.

 

Darbelerin ya da tek gecelik devrimlerin toplumda kalıcı olamamasının nedeni Allah’ın sosyolojik kurallarına uygun hareket edilmemesidir.

 

Bir gecede alfabesi, giyim tarzı, geleneği, kültürü ve yaşam biçimi değiştirilen toplumlar bin yıl geçse de “adaptasyon sorunu” yaşar ve kopan damarına özlem duyar.

 

Dünya tarihi böyle acı örneklerle doludur.

 

Sosyolojiye kılıç sallayan herkes er ya da geç bunun bedelini mutlaka ödemiştir.

 

21.yüzyılda insanoğlunu daha ağır imtihanlar, daha korkunç müdahaleler bekliyor.

 

Bu yüzyıl “mahremiyete darbe yüzyılı” olarak her şeyi ters yüz edecek.

 

Pandemi dönemine kadar internetin hayatımıza girmesiyle “mahremiyet” namına hiç bir şey kalmamıştı.

 

Ar perdeleri inmiş, özeller, genelleşmişti.

 

Dünya “biri bizi gözetliyor evine” dönüşmüştü.

 

Yeryüzünde akıllı telefonu olan ya da bir bilgisayara, tablete, kredi kartına sahip olan hiç kimsenin mahremi kalmamıştı. Devletler ve şirketler, bu aygıtlar sayesinde toplumların ve bireylerin tercihlerini, ilgilerini, hobilerini, fobilerini kayıt altına almıştı. Siyasal ve ticari pazarlamalar bu “özel ve mahrem bilgiler” ışığında gerçekleşmişti.

 

Algılar, olguların önüne geçmişti.

 

Manipülasyon ve subliminizasyon ile “doğal ve gerçek” olanlar kaybetmiş, “yapay ve sahte” olanlar kazanmıştı.

 

İyi olan kaybetmiş, kötü olan “iyiymiş gibi” kazanmıştı!

 

Hal böyle olunca “şefkat, vicdan ve cömertlik” kaybetmiş, “nefret” kazanmıştı.

 

Komşusu açken tok uyumamazlık” kaybetmiş, “doğal seleksiyonculuk” kazanmıştı.

 

İşte dünya korona pandemisini böyle bir zamanda karşıladı. Daha doğrusu korona dünyaya böyle bir zamanda geldi.

 

Pandemi sonrasında ise durum bambaşka bir noktaya savrulacak!

 

Şu an biri bizi gözetliyor evinde endirekt olarak ne yaptığımız, nereye gittiğimiz, kimlerle buluştuğumuz, ne izlediğimiz, ne dinlediğimiz, ne yediğimiz, ne içtiğimiz biliniyor ve tüm bunlar kayıt altında.

 

Fakat korona sonrası “muhtemel pandemilerle mücadele etme bahanesi ile” piyasaya “deri altı takip sistemlerini” çıkaracaklar ve insanın içine girecekler.

 

İşe “ateşimizi ölçme ve kontrol altında tutma” naifliği ile başlayacaklar.

 

Ancak daha sonra bu deri altı çiplerle kan basıncımızı, kalp ritmimizi ve beyin aktivitelerimizi anlık olarak izleyecekler.

 

Bir insanın nereye gittiğini, kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmek bir miktar işe yarayabilir. Ancak bu bilgi size o insanın “içinde hissettiği duygularla” ilgili bir ipucu vermez. Fakat deri altı sistemleriyle vücut sıcaklığı, kalp ritmi ve kan basıncını anlık takip edebilir, insanların o an ne hissettiğini öğrenebilirsiniz.

 

İşte elde edilecek bu yeni bilgiler yeryüzünü korkunç bir yöne sürükleyecek.

 

Deri altı çiplerin çıkmasıyla “dıştan müdahaleci insan dönemi” yerini “içten müdahaleci insan dönemine” bırakacak.

 

İnsanoğlu, kendi türünün içine girdikten sonra, kalbine, hissine ve duygusuna müdahale ederek kendisini yok edecek.

 

Merkezi otoriteler ve popülist yöneticiler için bambaşka bir boyutta halkı yönetme çağı açılacak.

 

Bu boyut, müdahaleci insanın yeni boyutu olacak ve maalesef korkunç sonuçlar doğuracak.