Seçim yasası tartışmaları

07.10.2020

Gazeteci Fehmi Çalmuk; esnafhabertv sitesindeki “Seçim Sistemi dar geliyor…” başlıklı yazısında Erdoğan’ın seçim yasası planlarına ilişkin şunları yazmıştı:

 

“…Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceleri ‘Daraltılmış bölge’ sistemi üzerinde durduğu belirtiliyordu. ANAP kurucusu Turgut Özal’ın 1987 ve 1991 yıllarındaki seçimlerde uyguladığı “daraltılmış bölge” modelini benimsiyordu. Bu sistemde dar bölge (Single-member district) olarak adlandırılan her seçim bölgesi için seçime katılan her siyasi parti bir milletvekili adayı belirlemesine, çoğunluk esasına göre yapılan seçimde her bölgeden en yüksek oyu alan aday seçilmesi öngörülüyor.

 

…Şimdi Külliye’nin üzerinde çalıştığı model ‘Dar bölge sistemi’…Ancak bu seçim sistemi üzerine MHP’nin rezervi var. Nedeni ise en fazla oyu olan partiye avantaj sağlıyor olması…Bahçeli’nin bu sistem ile ilgili itirazları var. Bu endişeyi gidermek üzerine AK Parti bazı seçim bölgelerinde MHP’ye avantaj sağlamayı hedefliyor…”

 

Bu tartışma elbette yeni değil. AK Parti eski milletvekili Emin Şirin de Aralık 2019’da TV5’te seçimlerin 2023’te yapılması halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sistemini değiştirip ‘Dar Bölge Seçim Sistemi’ni hayata geçirmesini kuvvetle muhtemel gördüğünü söylemişti:

 

“Burada ittifakların önemi kalmıyor. Yine AK Parti ‘birinci parti’ durumunu korursa, Mecliste çoğunluğu rahatlıkla elde edebilir…Sistem değişikliği, yeni kurulan partileri sıkıntıya düşürebilir.

 

…Bunun son örneğini, birkaç gün evvel yapılan İngiltere seçimlerinde gördük. %30’lu, 40’lı bir dereceyle muhafazakâr parti, mecliste %60-65 civarında bir çoğunluk sağlamış oldu. ‘Dar Bölge’, böyle bir sistem. Dolayısıyla, Dar Bölge olduğu zaman, birinci olan parti, muhtemelen bugün için AK Parti, her şeye rağmen, çok büyük avantaj sağlayacak. MHP, AK Parti kadrolarından seçime girmeyi kabul ederse, çok büyük avantaj sağlayacaklar.”

 

“Seçim sistemi değişirse yeni partiler sıkıntıya düşerler”

 

Şirin: “Bu zamanda yeni kurulacak olan partilerin; yani Gelecek Partisi ve Ali Babacan’ın kuracağı partinin çok büyük bir sıkıntıyla karşılaşması söz konusu; çünkü onlar, kiminle yapacaklar ittifakı? AK Parti ile mi yapacaklar? AK Parti ile ittifak yapmayıp da CHP ve İYİ Parti ile yaptıkları takdirde, seçmenleri gelip onlara oy verecek mi?”

 

Emin Şirin, ayrıca, “AK Parti’nin 600 milletvekilinden 400’ünü elde etmesi halinde cumhurbaşkanlığı seçiminin iki turlu olmamasını veya tekrar Meclis tarafından seçilmesini de düşünebileceğini” kaydetmişti.

 

Haziran ayında (2020) ilk olarak Abdülkadir Selvi’nin kamuoyuyla paylaştığı planın maddeleri bu öngörülerden farklılıklar içermekle birlikte, planda muhalefet partilerinin imkanlarının da daraltıldığı başlıklar da yer almaktaydı. O dönem, iktidarın kendisi için meşru gördüğü alanın muhalefet aleyhine yok edilmeye çalışıldığı (yeni kurulan partilerin de siyasi ahlak açısından zaten doğru görmediklerini ifade ettikleri) siyasi partiler yasasındaki muhtemel değişikliklere  ilişkin maddeler de yer almaktaydı:   

 

1- Milletvekili transferine çözüm getiriliyor. Milletvekilinin partisinden istifa ettikten sonra 6 ay ya da 1 yıl bağımsız kalıp sonra başka bir partiye geçebilmesi düşünülüyor.

 

2- Seçimlere girmek için siyasi partinin Meclis’te grubu bulunması konusu ise tartışılıyor. Milletvekili transferine ihtiyaç duyulmaması için Meclis’te grup bulundurmayla ilgili düzenlemenin kaldırılma ihtimali değerlendiriliyor. Ama henüz verilmiş bir karar yok.

 

3- Seçimlere ittifak halinde girme düzenlemesi kaldırılmıyor. İttifak korunurken, seçimlere ittifakla giren parti ile kendi başına giren parti arasında seçim barajının farklı olması üzerinde duruluyor. Buna kademeli seçim barajı deniliyor. Seçimlere ittifak halinde giren partiler için seçim barajının yüzde 10 ya da 12 olması, kendi başına giren partiler için yüzde 7 ve 5 seçeneklerinin getirilmesi düşünülüyor. Sıfır baraj ve yüzde 3 oranı da yine değerlendirmeler arasında yer alıyor.

 

4- Seçim sistemi konusundaki tartışmalarda ise görüş farklılıkları sürüyor. Etnik ya da bölgesel partilere imkân sağlayacağı gerekçesiyle dar bölge seçim sistemi düşünülmüyor. Ancak daraltılmış bölge seçim sistemi üzerindeki çalışmalar sürüyor. Daraltılmış bölge seçim sistemine karar verildiği takdirde, seçim bölgelerinin 5 milletvekiline bölünmesinin üzerinde duruluyor. Ancak dar bölge ve daraltılmış bölgenin sakıncalarının ortaya çıkması üzerine ibre yeniden nispi temsil sistemine dönmeye başladı. Nispi temsil sisteminin devam ettirilmesi eğilimi ağır basıyor.”

 

Yine haziran ayında AK Parti’nin üzerinde çalıştığı modelle ilgili analiz ‘AK Parti kaynaklarından’ referansıyla kamuoyuyla paylaşılmıştı:

 

“Daraltılmış bölge seçim sistemi daha akla yatkın bir formül ancak belki de dar bölge ve daraltılmış bölge arasında bir yöntem benimsenebilir. Örneğin metropol kentlerde, seçim çevrelerinin sayısı arttırılarak, milletvekilli başına düşen nüfus sayısı azaltılır. Bu tam daraltılmış bölge olmaz ama kesin bir şey var ki o da metropollerde seçim bölgelerinin sayılarının arttırılması. Baraj zaten ittifaklarla otomatik olarak kalktı. Ona ilişkin de çalışma yapılabilir”

 

İktidarın 2017’de de gündeme gelen ‘yüzde 7 veya yüzde 5 barajlı daraltılmış bölge’ sistemine sıcak baktığı biliniyordu. Bu sistem ile Türkiye’de her seçim bölgesi 5-6 milletvekilinden oluşacaktı. İller buna göre seçim çevrelerine ayrılacak, küçük iller ya başka iller ile birleştirecek ya da birkaç milletvekillinin bulunduğu yerler bir bölge sayılacaktı. (İngiliz modeli olarak bilenen ve halen İngiltere’de uygulanan ‘dar bölge seçim sistemi’ Türkiye’de ilk kez 1950, 54 ve 57 seçimlerinde kullanılmış, oylar nispi çoğunluk sistemiyle dar bölgeye göre belirlenmişti. 1960 darbesiyle seçim sistemi değiştirilip ‘Nispi temsil sistemi’ getirilmiş; 1980 darbesi ile de yüzde 10’luk seçim barajı getirilmişti.)

 

MHP, o dönem seçim barajının yüzde 7’ye düşürülmesine sıcak bakmış ancak HDP’nin bölgede etkili olacağı gerekçesiyle ‘dar bölge’ veya ‘daraltılmış bölge’ye destek vermeyebileceği yorumları yapılmıştı.

 

Muhalefeti silecek ‘Dar Bölge’ sistemi

 

Aslında tartışmalar çok daha eskiye ait. 2014 yılında dönemin başbakanı Erdoğan, o dönem bir çıkış yolu olarak lanse edilen dar bölge seçim sistemi için “Çalışmalar sürüyor, bitince Meclis’e getireceğiz” demiş ve yer yerinden oynamıştı. Zira bugünkü ortağının o zamanki simülasyonlara göre 53 olan vekil sayısı bu sistemle 13’lere düşecekti.

 

AK Parti’yi 400 vekile taşıyıp anayasal sistemi değiştirecek model olarak görülen seçim yasasına muhalefetten sert tepkiler gelmişti. Çözüm sürecinin de devam ettiği o dönemde mesela YP lideri Sadettin Tantan, “Federatif yapı için her yolu deniyorlar” derken, CHP’li Adnan Keskin “Sivil diktatörlüğü pekiştirmeye çalışıyorlar” yorumu yapmıştı. MHP’li Yalçın ise “AKP ile ruh ikizi BDP’ye yarar” demişti.

 

Köprünün altından çok sular aktı. Bugünkü motivasyonlar yukarıdaki pasajda belirttiğimiz üzere farklı. Dolayısıyla muhtemel teknik hususların buna göre dizayn edilmek isteneceğinden şüphe yok. 

 

Dönemin başbakanı Erdoğan’ın mezkur sözlerinden bir yıl evvel “Dar Bölge Seçim Sistemi”ne demokratikleşme paketinde yer verilmişti. O dönemki amaç hiç şüphesiz daha güçlü, istikrarlı ve hızlı bir sisteme kavuşmaktı. Sistem uygulanırsa seçim barajı tarihe karışacaktı. Yeni sistemle Türkiye, milletvekili sayısı kadar seçim bölgesine ayrılacak, her bölgeden en fazla oyu alan bir milletvekili seçilecekti. Muhalefetin buna itirazı Türkiye’nin böyle bir sisteme henüz hazır olmadığı idi. O zaman da Başbakan Erdoğan, “…Muhalefet bir yandan ‘Barajlar azaltılsın’ diyor, ‘hodri meydan’ deyip şu anda çalışmayı yaptırıyorum. Simülasyonlar, vesaireler bittikten sonra ‘dar bölge’ sistemini Meclis’e getirebiliriz” demişti.

 

Bilindiği üzere anayasaya göre seçimlerle ilgili değişiklik, seçim tarihinden bir yıl önce yapılması gerekiyor. O gün de geçerliydi bugün de. Eğer bugünkü iktidar bunu kafaya koymuşsa, ya kafalardaki erken seçim tarihleri değişecek ya da çarklar 2023’e kadar döndürülmeye çalışılacak. 

 

‘Dar Bölge Sistemi’nin kabaca işleyişi

 

Farzedelim ki 600 milletvekili üzerinden 600 seçim bölgesi oluşturuldu. 60 milyon da seçmen olsun. Aşağı yukarı her vekile 100 bin oy düşmüş olacak. Her bölgeden bir vekil çıkacak. Bölgelerde en yüksek oyu alan parti, tek bir oyla dahi olsa diğerlerini ekarte etmiş olacak ve bütün alınan oylar boşa düşecek.

 

Kabaca tanımladığımız bu sistemde elbette iktidar ortaklarının lehine bölge ayarlamalarına gidilecek. MHP’nin kayıp yaşamaması için güçlü olunan bölgelerde onun adayları desteklenecek vs.

 

Aslında geçmişte her ne kadar ‘işte barajlar kalkıyor’ diye savunulsa da, mesela 5’er milletvekilinden oluşacak dar seçim bölgelerinde örtülü şekilde yüzde 20’lik bir baraj sistemi getirmekteydi.

 

‘Kendine yontulan sistem’ tartışmaları

 

Bütün bu tartışmalar, düne nazaran çok daha sağlıksız bir proseste yapılmakta maalesef. Kuralların sürekli olarak iktidarın lehine olmak kaydıyla “kişiye özel” denebilecek şekilde değiştirildiği ama bundan da fazlasının olduğu bir dönem.

Başkanlık sistemi yeter derecede tecrübe edildi, zaafları görüldü. Ekonomi ve yönetimi çok kötü. Salgın şartları üzerine tuz biber ekti. Kurumlar tahrip edilmekte, kuralsızlık geçer akçe olmakta, kamu yönetimi -yeniden- dar bir kadro elinde tekelleşip daralmakta. Siyaseti, medyası, yargısıyla evrensel ilkelerden uzaklaştırılan yönetişimin halka dönük menfi yansımaları günden güne daha belirgin hale gelmekte. Anketler Cumhur İttifakı açısından parlak görünmemekte. Erime, beklendiği ölçüde olmasa da günden güne artmakta. 50+1 sistemi herkese, bütün topluma ‘dar’ gelmekte.

 

Yakın geçmişe kadar ülkenin her iki kişisinden birinin oyunu alan AK Parti, MHP ile ittifakla bile eski günlerini arıyor. Bu yüzden İYİ Parti örneğinde olduğu gibi ittifak zeminini genişletmeyi deniyor. Ancak bu da garantili olmayan palyatif bir yol. Seçim sisteminde kalıcı olacağı düşünülen -ama sadece inkıtaları uzatacağı açık olan- değişikliklere gitmek kaçınılmaz görülmekte!

 

Yukarıda “daraltılmış bölge”, “dar bölge” ya da ikisinin karmasından oluşan seçeneklerin tartışılmasının yeni olmadığını ortaya koymuştuk. Başkanlık sisteminin rafta olduğu dönemlerde de, sisteme giden anayasal yolların açılması ve yeter çoğunluğun elde edilmesi amacıyla da benzer tartışmalar yapılmış ve muhalefetten de sert tepkiler almıştı. Gezi olayları, 17-25 Aralık gibi hadiselerin oluştuğu atmosferde istikrarlı bir sistem oluşturma adına kulağa hoş geldiği düşünülen, o günlerde AK Parti’yi 400 vekile taşıyacak, yasama alanında güçlü kılıp sistemin değişimini sağlayacak bir çıkış yolu olarak görülmekteydi. O gün, henüz bugünkü tecrübeler de edinilmemişti. Bugün ise tıkanmış olan bir sistemde iktidarda kalmanın mümkün koşullarını oluşturma adına, iyiden iyiye törpülenen katılımcılığın artırılması, toplumsal farklılıkların siyasete yansımasının önünün açılması gerekirken, de facto olan bu halin farklı bir resmiyete büründürülmesi anlamına gelmekte. İronik olan şu ki; muhtemelen Cumhurbaşkanı bu tartışmaları başlatırken motto olarak Başkanlık sisteminin bugünkü yapısından ötürü güç yitimine uğrayan “Meclisin/Yasamanın Güçlendirilmesi”ni değişikliklerin bahanesi kılacak. Böylelikle “Güçlendirilmiş Parlementer Sistem”e dönüşü savunan muhalefete de “amaç meclisin güçlendirilmesi ise buyurun fırsat” diyecek. Daha doğrusu tezini bu şekilde savunmaya çalışacak. ‘Sistemin revizesi’ ve ‘iyileştirilmesi’ adı altında iktidar için avantajlı bir seçim yasasının (ve pek tabii siyasi partiler yasasının) zemini oluşturulmaya çalışılacak. Oysa ülkenin, yaşanan krizleri artırmaktan başka bir işlev görmeyeceği açık olan bu planın hayata geçirilmesine değil, katılımı ve birlikte yönetişim hissiyatını fiiliyata dökecek bir zihniyet dönüşümüne ve bu dönüşümün siyasal sisteme yansıtılmasına ihtiyacı var.