Siyasi kutuplaşmanın kotası doldu

06.01.2021

Siyasi ayrışma ve kutuplaşmanın ağır faturası, hiçbir siyasi düşünce ve öneriye boş kadro bırakmamış oluşudur. Öyle ki yedek kulübesindeki rezervler bile sahaya sürüldü. Kutuplaşma denizi bitti, nehir ve gölleri kurudu. Karşı tarafa, kutbun öte tarafındakine parmak salmak, kıyafet ve hayat tarzını diline dolamak, artık heyecan vermiyor. Karşıtlık öylesine örselendi ki, hiç kimsenin siyasi zihin haritasından küçücük bir virgül etkisi bile yaratmıyor. Herkes kendi aynasında sadece kendine bakan iflah olmaz narsislere dönüştü. Kendini sevmek, kendine hayran olmak, sevgi ve empatiden daha değerli hale geldi. 

 

Kim ne derse desin, bu boyutlarda siyasi kutuplaşma, her şeyden önce gerçek sorunlara karşı duyarsız hale gelmek anlamına geliyor. Gece karanlığında otomobil farının kör ettiği ürkek tavşan gibi. Kutup etkisi de halkta o ölçüde ürkek bir körleşmeye yol açıyor. 

 

Kutuplaşma, bayatlamış balık gibi, siyaseti bayatlaştırıyor. Kutuplaşma, tarafların sosyolojik olarak safları sıklaştırma zirvelerine işaret ettiği için de, ilerlemeyi değil, düşüşü temsil ediyor. Bu an itibarıyla kutuplaşan Türkiye, aynı zamanda düşüşteki Türkiye demektir. 

 

Sırf bu nedenle olsa bile, kutuplaşmanın panzehrini acil olarak bulmak lazım. Anlaşılan iktidarın, bu panzehre ihtiyacı yok. 18 yılda, halkın büyük çoğunluğunu kazanma ve kucaklama arzusunu hissetmeyen bir iktidarın, varlık nedenini kutuplaşmaya bağlaması anlaşılır bir şeydir. Her anladığımız şey, onu haklı ve doğru bulduğumuz anlamına gelmez. İktidarın ne yapmaya çalıştığını görüyor ve biliyoruz ama yaptıklarını onaylamıyor ve katılmıyoruz. Bilindiği gibi her iktidar, kendi iktidarını koruma arzusu ve isteği uğruna, kutuplaşan bir ülkeyi daha çok kutuplaştıracağı açıktır. 

 

Demek ki, kutuplaşma siyasetinin panzehrini icat etme sorumluluğu esasen muhalefetin sorumluluğundadır. İktidarın kutuplaştırma siyasetinden şikâyet etmek yerine, bu siyasetin yerine ikame edilecek, birleştirici söylem ve stratejilere yönelmek ve bu alana can ve kan katmak artık elzemden öte bir görevdir. 

 

Türkiye’de siyasetin normalleşmesi, bir bütün olarak, milleti, halkı, her türlü görüş ve inancıyla birlikte kabul etmekle mümkün olabilir. Milleti, halkı değiştirme gayreti içine girmeden, onları olduğu gibi kabul edip sahneye davet etmek gerekiyor. 

 

Aslında Türkiye böyle bir tecrübeyi yaşadı. 1923 yılından 1950 yılına kadar süren tek parti yönetimine karşı, Demokrat Parti, net bir mesajla yanıt verdi. “Yeter söz milletindir” dedi ve sonuç aldı. Bugün de benzer bir siyasi konjonktür içindeyiz. Mevcut iktidar 18 yıldır Türkiye’yi yönetiyor ve bu büyük avantajına rağmen Türkiye’yi normalleştirme ve birleştirme sorunlarını çözemedi. 

 

Günümüz muhalefetinin önündeki iki büyük sorun normalleşme ve birleşmedir. Normallik, herkesin varlığını kabul etmek, içselleştirmek ve hukuki karşılığına saygı duymak demektir. Birleştirmek, farklılıklara aynı yaşam tarzı içinde, alanlar açmak demektir. Bir vatandaşın kıyafeti, öteki vatandaşın tehdit algısı olmaktan çıkarılmalı. Bir vatandaşın siyasi fikri ve talebi, öteki vatandaş için tehlike sınırı olmaktan çıkarılmalı. 

 

Farklılıklara rağmen temas, olağan hayatın rutini haline gelebilmeli. 

 

Kota doldu. Buradan çıkış yok.