Son savunması yaptırılmadan idam edilen maliye bakanı

11.05.2020

27 MAYIS YAZILARI - 1

 

60'ıncı yıldönümü yaklaşan 27 Mayıs Darbesi ve askeri dikta rejiminde yaşanan bazı trajedilerle ile ilgili bir dizi yazımı bu vesileyle ANKARA EKSPRESİ okurlarıyla paylaşmak isterim.

 

İlki, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu gibi idam edilen Maliye Bakanı Hasan Polatkan'a dair.

 

Allah cümlesine rahmet eylesin.

 

***

 

27 Mayıs Darbesi’ne giden süreçte 28 Nisan’da İstanbul’da, 5 Mayıs’ta Ankara’da yaşanan öğrenci olayları önemli bir yere sahiptir. Üniversite öğrencileri, 555K sloganıyla, yani 5 Mayıs’ta saat 5’te Kızılay’da bir araya gelip, Demokrat Partiyi protesto ettikleri saatlerde Kızılay’dan geçmekte olan Başbakan Adnan Menderes kalabalığı görür ve maiyetindekilere sorar: “Bu kalabalık nedir?” Durumu kendisine anlatırlar. Adnan Menderes aracından iner ve öğrencilerin arasına girer, “Ne istiyorsunuz?” diye sorar. Öğrencilerden biri başbakanın yakasına yapışıp “Hürriyet istiyoruz” der. Menderes: “Başbakanın yakasına yapışıyorsun, bundan büyük hürriyet olur mu?” diye cevap verir.

 

Menderes Ordu’nun darbe yapacağına bir türlü ihtimal vermiyor, inanmak istemiyordu. Darbeden iki gün önce, Muş Milletvekili Gıyasettin Emre Başbakan Adnan Menderes’ten randevu ister. Görüşmede Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı da vardır. Gıyasettin Emre “Artık darbenin ayak sesleri sağır sultanın kulağına geliyor. Tehlikeyi sizler görmüyor musunuz?” der. Celal Yardımcı da: ‘’Hava biraz sıkıntılı…’’ diyerek Emre’yi destekler. Menderes, Gıyasettin Emre ve Celal Yardımcı’yı kollarından tutarak pencerenin önüne getirir, nöbet tutan askerleri göstererek “Şu Mehmetçikler Başbakanlarının gece 1’e kadar burada beklediğini, sabahın 7’sinde tekrar çalışmak için geleceğini görüyor. Bunlar mı bana darbe yapacak?” der.

 

Aynın günün gecesinde, Mutahhare Polatkan, Menderes ile Eskişehir’e gitme hazırlığı yapan eşi Hasan Polatkan’a engel olmak ister. Mutahhare Hanım eşine, ortalığın çok karışık olduğunu ve Eskişehir’e gitmemesi gerektiğini söyler. Hasan Polatkan, Eskişehir’in Demokrat Parti’nin merkezi olduğunu ve Başbakan Adnan Menderes’i yalnız bırakamayacağını söyleyerek, Menderes ile yola çıkar. 26 Mayıs sabahı Eskişehir Havaalanına indiklerinde, askerler Başbakan Menderes’i arkalarını dönerek, elleriyle yaptıkları işaretlerle hakaret edip, protesto ederler. Askerler yapacakları darbenin ilk sinyalini bu karşılama sırasında verir ama Menderes bu protestoya aldırış etmeyerek,  Eskişehirlilere hitap etmek için vilayete gider. Eskişehirliler büyük bir kalabalıkla Başbakan Menderes’i karşılamışlar, meydan dolup taşmıştı. Bu kalabalığı gören Menderes, bir gün önce kendisini uyaran Gıyasettin Emre’ye döner: “Böyle bir hareketi millet kendi eliyle boğar” der. Ancak Menderes kürsüye çıktığında mikrofonun çalışmadığı görülür. Bağırarak konuşmaya çalışır ama meydanı dolduran Eskişehirlilere sesini duyuramaz. Menderes, halka son defa hitap ettiği konuşmasında, Tahkikat Komisyonu’nun görevini tamamladığını ve yakında seçimlere gidileceğini söyler. Ama onu kimse duymaz. Çünkü konuştuğu mikrofonun kabloları kesilmiştir.

 

Geceyi Eskişehir Şeker Fabrikası’nda geçiren Adnan Menderes ve Hasan Polatkan sabaha karşı saat 4’te darbeye uyanırlar. Darbecilere teslim olmamak için Kütahya’ya doğru yola çıkarlar. Darbeciler, Menderes ve maiyetinin nereye gittiklerini anlamak için uçakları uçurur ve gittikleri yeri tespit eder. Menderes ve Polatkan Kütahya’ya geldiklerinde darbeciler onları karşılar…

 

Kütahya Vilayet binasına alınana kadar Menderes ve Polatkan’a oldukça nazik ve kibar davranırlar. Ancak, kendilerine ikram edilen kahveyi, nezakete uygun olmayan şekilde Valilik makamında oturan asker onlardan önce içince, Menderes ve Polatkan, kendilerini karşılayan askerlerin de darbecilerin safında olduğunu anlar. Artık yapacakları bir şey kalmamıştır. Çok geçmeden Eskişehir’den uçakla gelen darbeci Albay Muhsin Batur, Adnan Menderes ve Hasan Polatkan’ı teslim alır ve Ankara’ya götürülmek üzere uçağa bindirir. Seçimle ve halkın oyuyla iktidara gelen Başbakan Menderes’in uçağı ile İzmir’den gelerek darbecilerin başına geçecek olan Emekli Genel Kurmay Başkanı Cemal Gürsel’in uçağı aynı dakikalarda Ankara Güvercinlik Havaalanına iner.

 

Menderes ve Polatkan diğer Demokrat Partililer gibi Harbiye Orduevi’ne getirilir. Burada birkaç gün kaldıktan sonra uçaklarla Yeşilköy’e, Yeşilköy’den de Yassıada’ya nakledilirler. Yeşilköy Havaalanında genç subaylar, iki sıra halinde dizilir, uçaktan inen Demokrat Partilileri ayırt etmeksizin küfredip döverler. Burada yaşananlar Yassada’da yaşanacak olanların adeta habercisi gibidir.

 

Adnan Menderes, Yassıada’da tek başına 1 nolu odaya konulur. Yassıada’da tutuklu bulunan hiçbir Demokrat Partili ile konuşmasına izin verilmez. Kaldığı odaya bir er konur, er ile de konuşması yasaklanır. Nöbetçi erler her saat başı değiştirilir. Gece boyunca odadaki ışık yanar ki, Menderes uyuyamasın. Denizi görmesin diye penceresi siyaha boyatılır.

 

Yassıada’da kurulan sözde mahkeme, Demokrat Partililere kendilerini savunmak için zaman vermez, sözlerini keser. Hasan Polatkan son müdafaasını yapmak için elinde kâğıtları ile kürsüye çıkar. Fakat saatler ilerlemiştir. Mahkemenin sona ereceği saatlere yakındır. Polatkan, konuşur, birkaç cümle söyler, Hâkim Salim Başol onu durdur. Polatkan kendini toparlar ve tekrar devam eder. Başol, “Kes, geç oralarını” diyerek tekrar sözünü keser.  Polatkan toparlanıp tekrar konuşmaya başlar. ”Bırak onu, onu geç” der. Bu kesintiler birkaç defa olunca, Polatkan şöyle bir durur; “Müsaadenizle, yapamayacağım müdafaamı” der ve yerine oturur. Hâkim Başol: ‘Yapmazsan yapma’ der.

 

10 yıl boyunca Demokrat Parti Hükümetlerinde Maliye Bakanlığı yapan Hasan Polatkan’a son savunması yaptırılmaz. Bu olaydan sonra kendisini ziyarete giden avukatı Hüsamettin Cindoruk Polatkan’a, “Üzülmenize gerek yok, hafif bir ceza verecekleri anlaşılıyor.” der. Polatkan ise umutsuz bir şekilde “Bunlar beni idam edecek.” der. Cindoruk “Savunmanızı yaptırmadan nasıl idam ederler?” deyince, Polatkan “Sen buradaki havayı bilmiyorsun” der.

 

Hasan Polatkan Yassıada’da, diğer Demokrat Partililer gibi ağır işkencelere maruz kalır. Yassıada’da kaldığı süre boyunca ailesiyle sadece iki defa görüştürülür. Bu ziyaretlerden birinde çocuk doktoru olan kız kardeşi, Polatkan’a, “Abi işkence mi yapıyorlar, ellerinde yanık izleri gördüm” der. Polatkan bu soruya cevap vermez, veremez… Çünkü başlarında bekleyen askerler onların her sözünü dinlemektedir. Yassıada’da, çıplak halde, yarı beline kadar soğuk suya sokma, ellerinde sigara söndürme, dövme, küfür etme gibi işkenceler Polatkan’a da uygulanır. Eşi Mutahhare Hanım da, yapılan işkenceleri teyit eder.

 

15 Ekim 1960’ta başlayan Yassıada Duruşmaları 15 Eylül 1961’de sona erer. Mahkeme sonunda idama mahkûm edilen 15 kişiden 12’sinin cezası Milli Birlik Komitesi tarafından ömür boyu müebbet hapis cezasına çevrilir. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de, Başbakan Adnan Menderes ise bir gün sonra 17 Eylül’de idam edilir. İdam edildiklerinde Menderes 62, Zorlu 51, Polatkan ise 46 yaşındadır.

 

Polatkan idam edilmeden önce son bir not yazar: “Karıma ve çocuklarıma söyleyin, suçsuzum. Allah’a ve vicdanıma güveniyorum. Bu sözlerimi anneme ve kardeşlerime de söyleyin.”

 

Hasan Polatkan’ın idam edildiğini annesinden saklarlar. Oğlunun Pakistan’a sürgüne gönderildiğini ve orada yaşadığını söylerler. 1968’de vefat edene kadar oğlunun Pakistan’da sürgünde yaşadığını zanneder. Gazetelerde 27 Mayıs Darbesi ile ilgili bir haber olursa oğlu, o haberin olduğu bölümü keser ve gazeteyi annesine öyle verir.  Annesi oğluna “Niye kestin İbrahim bu kupürü?” diye sorarsa, “Anne orada önemli, bana lazım bir haber vardı onun için kestim” diye cevap verir. Polatkan’ın annesi vefat edene kadar gazeteleri böyle sansürlü şekilde okur. Oğlunun 27 Mayıs Darbecileri tarafından idam edildiğini öğrenmeden bu dünyadan göçer.