‘Suriyeli Sığınmacılar Yalnız Değildir!’

03.10.2020

Başlıktaki mesaj, içine dahil olmaktan onur duyduğumuz ‘Sığınmacı Hakları Platformu’na ait.

 

İçinde Suriyeli hukukçuların da yer aldığı ve pek çok akademisyen, aktivist, Türkiyeli ve Suriyeli insan hakları kuruluşu, dernek, vakıf ve STK’nın yer aldığı bu platformun amacı, son dönemlerde varlığını daha fazla hissettiren bir soruna karşı birlikte hareket etmek: Sığınmacılarla ilgili olarak doğrulardan yana bir ağırlık noktası oluşturmak.

 

Platform, bünyesindeki kuruluşların tecrübelerinden de istifade etmek amaçlı olmak üzere bugüne dek pek çok toplantı gerçekleştirdi. Pandemi öncesi İstanbul Medipol Üniversitesi’nde, Pandemi sürecinde de 29 Ağustos’ta Karadeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (KASAM) toplantılar yapıldı.

 

Bu sonuncusunda Suriyeli hukukçularla birlikte, Suriyeli sığınmacıların karşılaştığı sorunlar ve bunların çözümlerine ilişkin işbirliği olanakları konuşuldu. Aynı zamanda bazı çalışma gruplarının oluşturulması kararları da çıktı. Bu çerçevede “medya (kampanya)”, “eğitim”, “sağlık”, “lobicilik” “hukuk” ve “bülten” başlıkları altında altı grup oluşturulması konusunda da görüş birliğine varıldı.  

 

Platform bileşenlerinin sığınmacılar konusundaki sosyo-politik tespitleri ve çözüm önerileri oldukça değerli, anlamlı. Bunlar önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak. Ancak daha önce, orada somutlaşan bir dizi tespit ve önerileri paylaşmak gerek.

 

Sığınmacıların pandemide karşılaştığı sorunlar

 

Gerçekliğimizin ne olduğunun ortaya konması öncelikli meselemiz. Çünkü hakiki sorunlarımız mevcut. Algılara, önyargı birikimlerine sebebiyet veren propagandif yaklaşım, bunlardan ilki. Bunun siyasete ve sosyolojik reflekslere etkisi söz konusu. Bir diğer konumuz da milyonlarca insanın yaşadığı, eğitim aldığı, rızkını temin ettiği geniş bir coğrafyada gerçekleşen bazı münferit olayların, abartılı yaklaşımlara, sosyo-politik resmin tamamını oluşturduğunun varsayılması istenen propagandalara araç kılınması. Bu tablo ve tablonun geleceğe dönük geçireceği muhtemel evreler sorumluluklarımızı daha da artırmakta.   

 

Ayrımcılık ve ırkçılık, artık sadece sokaktaki bir kısım insanın meselesi değil; maalesef devlet kurumlarına ve birçok kamu görevlisinin tutumuna yansıyan bir boyutu da var. Siyasetin yaşadığı ve topluma yansıttığı sorunlar, oradan da sığınmacılara yansıyor.

 

Eğitim ve güvenlik alanına ilişkin olumsuz örnekler

 

Çeşitli kamu otoritelerinin dışlayıcı ve ayrımcı tavrında geçmişe nazaran belirgin bir artış mevcut. Bazı okullarda okul müdürleri Suriyeli çocukları okula almıyor. Öte yandan polis teşkilatının, Suriyelilerle gereğince ilgilenmediği, hatta hukuksuz, kötü muamelede bulunduğuna ilişkin örneklerde artışlar var. (Eşi kayıp olduğu için şikâyete gelen kişinin başvurusu alınmayıp, o şehirde kayıtlı olmadığı gerekçesiyle sınır dışı edilmeye çalışılması veya doğum yapacak kadını, kimliği İstanbul‘da değil diye devlet hastanesi, kurallara aykırı biçimde almaması örneklerinde olduğu gibi).

 

Sokaklarda, Suriyelilerin hedef olduğu olaylarda artışlar mevcut. Bu, önyargıyla veya dezenformasyonla mücadele edilmemesi sorunuyla bağlantılı görünüyor. (Sahada anket çalışmaları yapan bir kuruluş, şu bilgiyi aktarıyor: “2017 yılında İstanbul Kanarya’da bir okulda, 40 kişilik sınıfta anket yapmıştık. Öğrencilere çeşitli sorular sormuştuk. 2 çocuk ırkçı söylemlerin etkisi altında cevaplar verdi. 2 yıl sonra, 2019 yılında tekrar aynı okulda anket yaptık; 22 çocuktan ırkçı sayılabilecek cevaplar aldık.”)

 

Sığınmacılar/mülteciler arasında “şikâyet etmek boş, sonuç çıkmaz” kanaati yaygınlaşıyor. Gaziantep ve Bursa örneklerinde görüldüğü üzere mültecilerin öldürülmesinin ardından etkili soruşturma yapılmaması, bazı olaylarda polisin faillerin peşine düşmekte ayak sürümesi, benzer olaylarda mağdurların şikayetçi olmalarına engel teşkil ediyor.  

 

Bu bağlamda sığınmacılar/mülteciler, başlarına ırkçı-ayrımcı olay geldiğinde şikâyet etmekte istekli olmayabiliyorlar. (Mesela Esenyurt’ta bir taciz olayını araştıran bir kuruluşumuz aslında 4 vaka daha olduğu ama ailelerin güvensizlik ve tepki almaktan çekinmekten ötürü sessiz kaldıklarını tespit ettiler.)

 

Ayrımcılığın yükselmesinde rol oynayan ana etkenler

 

Sığınmacılarla ilgili olarak iktidarın ve muhalefetin durumuna ilişkin farklı görüşler olmakla birlikte, bu konudaki bazı tespitlerden söz etmek gerek.

 

Sığınmacılarla ilgili olarak neredeyse tüm siyasi partilerin söylemlerinde sorunlu bir dilin varlığı görülüyor. İktidar partisinin geçtiğimiz seçimlerde kaybedilen oyların faturasını haksız şekilde Suriyelilere yüklemeye çalışması, bu konuda diğer partilere ilişkin direnç göstermeye çalışan tabanında da olumsuz yaklaşımların artmasına sebebiyet verdi. Birlikte yaşama ve entegrasyonu geliştirme şeklindeki olumlu yaklaşımlar siyaseten kaybettirici gibi algılanmaya başlandı. Dahası, Suriyelilerin geri gönderilmesine ilişkin söylemler, Suriye’nin kuzeyinde izlenen siyasete desteği artırmada kullanışlı bulundu. Ama bunun beraberinde getirdiği tahribat hesap edilemedi. Hatta, ana muhalefetin başından bu yana sığınmacılar konusundaki olumsuz yaklaşımlarının da sanki haklı ve meşru sebeplere dayanıyormuş algısına da dayanak oluşturdu, besledi.

 

Muhalefet partilerinin de, sığınmacılar konusunda iktidara vurmaya çalışırken kullandıkları ırkçı dil, tabanlarına da olumsuz etkilerle yansıdı. İktidarın ekonomi vb. konuların yönetiminde gösterdiği zaafların maliyetlerini onlar da sığınmacı politikalarına ve sığınmacılara yüklemekte beis görmediler. Belediye seçimlerinde adayları, dükkan tabelaları tartışmaları ve esnafın yaşadığı sorunlarda günah keçisi ilan ettikleri sığınmacılar üzerinden seçim propagandaları bile yaptılar.

 

İktidar göçmenleri Avrupa’ya göndermeye çalışırken, muhalefet Suriye’ye göndermek için çabaladı. Pek çok siyasetçi yanlış bilgilerin yayılmasında önemli roller oynadı. CHP’li, İYİ Partili ve bu tabanlara seslenen siyasetçiler adeta bir misyonun ortak paydaşları gibi davrandılar ve bu alanda hatırı sayılır bir sosyolojiye de etki ettiler. Paylaştıkları gerçek dışı haberlerle dezenformasyon yaptıkları için bile özür dilemediler, tvitlerini silmediler, Avrupalı benzerlerini aratmayacak şekilde ırkçı, ayrımcı söylemlerle nefret tohumları ektiler. Toplum önündeki bir takım medya mensupları ve gazeteciler de onlara destek oldular. Siyasi partilerin yaptıkları ırkçılığın karşılığı, sokaktaki suça temayüllü insanların sığınmacıları hedef bellemeleri oldu.

 

Görsel ve yazılı medyada da hak temelli olmaktan ziyade yanlı yaklaşım ve dil çokça kullanıldı. Suç işlendiğinde Suriyeli olduğu özellikle belirtildi ve bu tür haberleştirmeler bilinçli editoryal tercihler gibi süreklilik arz etti. İki grubun çatışması Suriyeli ve “diğerleri” olarak özellikle etnik köken verilerek paylaşıldı. Bir dönem, İçişleri Bakanlığı’nın Suriyelilerin suç oranlarının düşük olduğunu gösteren gerçek veriler yayınlanmazdan evvel, suç oranları hem yüksek gösterildi hem de sanki sığınmacıların gelişiyle birlikte suç oranlarında artışlar varmış gibi yansıtıldı.

 

Pandemi sürecindeki yoksulluk, işsizlik de sığınmacılar ile bağlantılıymış gibi lanse edildi/ediliyor. Suriyelilerin asgari ücretin altında çalıştırılması onların suçuymuş gibi ifade edildi. (Suriyelilerin çalışma hakları tanınmadıkça, onlar üzerindeki hayatın olağan akışına aykırı kısıtlamalar kaldırılmadıkça, hukuki durumları netleşmedikçe, asgari ücret altında çalıştırılmaları engellenmedikçe, bu tür sorunların devam edeceği de aşikardır.)

 

Çözüm için nasıl bir yöntem ve dil?

 

Son zamanlarda sığınmacılara dönük ayrımcılıkta bir artış var. Pek çok rapor ve anket Türkiye’de toplumun sığınmacılara dönük önyargılarında yükseliş olduğunu gösteriyor.

 

Ancak artan şiddet olaylarını yansıtırken, haber yaparken dikkatli bir dil kullanmak, ırkçılığın daha da artmasına yol açacak şekildeki bir habercilik dilinden de kaçınmak gerekiyor. Zira sürekli felaket tablosu çizmek gerçeği yansıtmadığı gibi, faillerin de sosyolojik olarak kendilerini dev aynasında görmelerine sebebiyet verebilir. Ziyadesiyle çok olan olumlu hikayeleri de öne çıkarmak gerek; ki zaten öyle ya da böyle eksikler, sıkıntılar olsa da yaklaşık dört milyon insanın yıllardır uyum içinde birlikte yaşadığı bir habitattan söz ediyoruz. Bu durum, var olan eksiklere rağmen, toplumun pratik içinde öğrendiği bir doğal entegrasyon süreci olarak da adlandırılabilir.

 

Sığınmacılar konusunda hak temelli bir perspektife sahip olanların yeterli düzeyde örgütlü olmaması kifayetsizlik oluşturabilir ama göçmenlere, muhacirlere dair kadim bir geleneğe sahip oluşumuz, önemli bir avantaja ilişkin daha yakın bir resim çizmekte bizlere. Bu açıdan olumsuzlukları, olumlu hikâyelerle birlikte vermek hem gerçekçi hem de etkili bir yoldur.

 

Kamuoyuyla iletişim dili önemli. İşlenen suçun, ırkçılığın, ayrımcılığın normal olmadığını sürekli vurgulamak gerek. Ama bu hadisleler üzerinden sanki toplumun önemli bir kısmı da olayları onaylıyormuş gibi bir intibaı içerecek tarzda “toplumun ırkçılaştığı” gibi bir dil hem sadra şifa değildir hem de potansiyel ırkçılığı daha da artırır. İhlal üreten veya suçlayan söylem ve davranışların -niteliğine bağlı olarak- “ırkçılık” veya “ayrımcılık” olarak damgalanması gerekiyor. Hastalığa hastalık dememek, tanı koymamak da doğru bir yaklaşım değil.

 

Örgütlü kötülük sanki daha etkiliymiş, sokak ayrımcılara terkedilmiş gibi gözükse de aslında dayanışmak isteyenlerin sayısı kat be kat fazla. Bu kadar negatif propagandaya karşın hala insanların genel olarak makuliyet çerçevesinde kalmalarının bir sebebi de toplumun bu sağduyusu.

 

Erdemli insanların örgütlülüğündeki artış, bu örgütlülüğün somut projelere yansıması ve bunların etkili yollarla yaygınlaştırılıp görünürlüğün artması toplumdan da mutlaka karşılık görecektir. Hatta bu, bizatihi bir toplumsal propaganda dili, iyiliğin dili olarak da geliştirilmeli: Toplumun tavrının olumlu olduğu, ırkçılığın azınlık olduğu, iyinin çoğunluk olduğunun anlatılması önemli. Toplumun kadirşinaslığı ve misafirperverliği sadece sosyal programlarda tüketilen bir slogan olarak kalmayıp topluma sürekli hatırlatılmalı; toplumda dokuz yıldır rastgeldiğimiz sığınmacılarla ilgili dayanışma örnekleri derlenerek ortaya konmalı.

 

Toplum etkilenen, esas sorumlu siyaset 

 

Sığınmacı düşmanlığını körükleyen esas amilin siyaset olduğu izahtan varestedir. Milyonlarca insanın yaşadığı kentlerde gerçekleşen bazı hadiselerin o kentin tamamına maledilmesi ne kadar yanlışsa, siyasetin buradaki rolünün üzerini örtmek de bir o kadar sorunludur.

 

Yaşadığımız sorun, bazı hadiselerde de açıkça görüldüğü üzere devamlılığı olan ideolojik hedeflere matuf kitlesel tepkiler değil, kimi zaman bazı odakların provokasyonuyla kimi zaman da küçük, fanatik, serseri grupların karışımıyla gerçekleşen olaylardır. Ancak bu durum, toplumu ve siyaseti sorunu küçümsemeye götürmemelidir. Zaman henüz geçmemişken bu sorunun üstüne gidilmemesi durumunda neler yaşanabileceği, bazı odakların provokasyonlarının nelere malolduğu yakın tarihte görülmüştür. Bunları “münferit” olarak küçümsemek, onların birileri için kullanışlılığını ve ileride daha ciddi sonuçlar ortaya çıkaracak şekilde araçsallaştırılmayacağı anlamına gelmez. Siyaset ve ırkçılığı misyon edinerek öne çıkan siyasetçiler uyarılmalı ve teşhir edilmelidir. Sözde “ülkenin hayrına” yaptıklarını iddia ettikleri çıkışların, toplumun bir bölümünü düşmanlaştırmanın ülkeyi ne türden bir türbülansın içine sokabileceği topluma ve sorumlu kesimlere iyi anlatılmalıdır. Bu bağlamda ayrmcılık yasağının uygulanması için de gereken çabalar gösterilmelidir. Irkçılık ve hak ihlalleri gündemleştirilmeli, hadiselere hamaset ve telaşla değil politik, hukuki ve sonuç alıcı şekilde yaklaşılmalıdır.

 

Kamuoyunu doğru bilgilendirme kanallarını genişletmeli, işlevselleştirmeliyiz

 

Sığınmacılar konusundaki temel sorun alanlarından biri, doğru bilgi meselesidir. Mesela BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne yansımayan ufak bir bilgi, bir göçmen çocuğun ölümüne neden olabiliyor. Mülteci düşmanlığı linçe dönüşebiliyor, toplumsal huzursuzluklar mültecilere yansıtılabiliyor. Bilgiyi doğru araçlarla yaymak önemli. Doğru bilgi kadar araçların doğru kullanılması da önemli. Hızlı ulaştırılması daha da önemli. Bazen doğru bilgi kendisine yer bulamıyor. Lokal örgütler, barolar, esnaf örgütleri, doğru bilginin edinilmesinde ve yayılmasında daha etkili olabiliyor. Bilgi akışlarında bunlardan istifade edilmeli, hızlı, akışkan bir bilgi havuzu sistemi oluşturulmalıdır.

 

Ülkede uzun süredir gerginlikler ve kutuplaşmalar var. Siyasetteki öfke dilinin yansımalarına pandemi de eklendi. Bu gerginlik halinin, sığınmacılar/mültecilere yönelmemesi için azami gayret göstermek gerekiyor. Elbette bu konuda da en başta sorumluluk devlette. Özellikle yapması gerekip de hala geciktiği alanlar var. TRT gibi kanalların önyargı karşıtı yayıncılık temelinde kullanımı, dizi ve belgeseller, yıllardır ötelenen konular arasında.

 

Irkçılığa ilişkin cezai müeyyideler artırılmalı ve yasalar uygulanmalı

 

Olayların cezasız kalması en önemli sorunlardan. Nefret veya başka saiklerle suç işleyenlerin, Suriyeliye karşı işleyince suçlarının cezasız kalacağı beklentisi içine girmemeleri sağlanmalı. Göçmenlerin şikâyetçi olmak yerine sessiz kalmayı tercih eder hale gelmemeleri, ülkede yaşayan herkesin hukuka güven duyması önemli. Bu bağlamda cezasızlığın olmaması için çaba gösterilmeli, davalara sahip çıkılmalı.

 

Geçtiğimiz günlerde İkitelli’de yaşanan bir saldırı hadisesinde polisin yaralı Suriyeli’ye “failleri görürsen 155’i ara” diyerek en azından görevi ihmal etmesine ilişkin haberler üzerine bir STK’nın “avukatımızla olayın takipçisi olacağız” şeklindeki açıklaması örneğinde olduğu gibi, hukuki takip dayanışması geliştirilmelidir.

 

“Suriyeli sığınmacılar yalnız değildir” sloganı şiarımız olmalı ve onun üzerinden hak temelli faaliyetler geliştirilmelidir. Bu hem failler açısından caydırıcı olacaktır, hem de kolluk kuvvetlerinin görevlerini aksatmadan yapmalarını kolaylaştıracaktır. Nitekim özellikle son süreçte Suriyelilerin en fazla mustarip oldukları konu budur ve İçişleri Bakanlığı bu konuda bürokratları daha etkili biçimde denetlemelidir.  

 

Platforma dair bir not:

 

Evet, bunlar konuşuldu platform toplantılarında. Pek çok konuda farklı düşünsek de, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da sığınmacılara adalet konusunda birlikte çalışma iradesini gösteren bir grup bu.

 

Sizler de ‘Sığınmacı Hakları Platformu’nun gönüllüsü olabilir, bulunduğunuz bölgelerde aktif faaliyetlerde bulunabilir, haber akışları sağlayabilir, toplumun doğru bilgilenmesi ve eğitimi adına, sığınmacıların dertlerini azaltmak için faydalı bir dayanışmaya imza atabilirsiniz. Yakında yürütülecek çalışmalarla ilgili daha ayrıntılı bilgilendirme çalışmaları kamuoyuna yansıtılacak ve biz de bunu ilgili herkesin paylaşımına sunacağız.

 

Gelin, doğrulardan, hak ve adaletten yana bir ağırlık noktasını hep birlikte oluşturalım.