Tûtina mûşê ve babam

07.10.2020

Babam dudak tiryakisiydi. İki dudağının arasında sigara hiç eksik olmazdı. Çocuk beşiği büyüklüğündeki gümüş tabakası, her üç dakika da bir açılır, dudağında bitmek üzere sönümlenmeye başlayan sigara yerine, yenisi mutlaka özenle sarılırdı. Babamın Muş ütünüyle kurduğu ilişki, kesinlikle aşktı. Bu aşkın ritüeli eve giren tütün torbalarıyla başlardı. Sizin özel olarak bir tütün odanız oldu mu, bilmiyorum ama bizim evde babamdan başka hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği bir tütün odası vardı. Tütünü nemden ve ıslaklıktan arındırmak için, odanın tabanını, bir muşamba ile boydan boya örtmüştü Şêxê Şero. Henüz boydan boya halıflex bir moda olarak hiç kimsenin evini süslememişken, bizim tütün odamızın zemini, kahverengi kareli muşamba ile süslenmişti. Tütün torbaları titizlikle odanın ortasında açılır ve ince bir tabaka olarak odanın zeminine yaydırılırdı. Babam bütün ömrü boyunca iki durumda türkü söylerdi. Birincisi hastalandığı ve başını bağladığında, ikincisi tütün odasında tütünü kurutmak için sergilediğinde. Sesi pek güzel değildi ama özellikle tütünü ince bir tabaka olarak her yere yaydığında, sesinden gelen tını, çok mutlu olduğunu söylerdi.  

 

Babam tütün tabakasını gezdirmekten büyük keyif ve onur duyardı. Eve gelen en kıymetli misafirlere sunulan edilen ve babamın en hoşnut olduğu ikram, onun gümüş renkli tütün tabakasıydı. Başkalarına tütün ikram etmekte bu kadar cömert olan babam, sıra bize gelince, “eğer günün birinde bu mereti içtiğinizi görür ya da duyarsam, gözünüzü çıkarırım” derdi. Şêxê Şero dediklerini yapma kudretine sahip biriydi ve bu onu hakikaten, korkulan biri haline getiriyordu. 

 

Henüz okula başlamamışken, benim en heyecanlandığım an eve gelen misafirlere babam tütün ikram ederken, boşalan tabakayı, bir koşuda doldurup getirme hevesim olurdu. Bunun çok kolay bir heves olduğunu sanmayın, çünkü, bu işi de babam yapardı. Bir kez bu fırsatı yakaladım ama yüzüme gözüme bulaştırdım. Babam eve gelen her misafire aynı şekilde davranmazdı; bir tür hiyerarşik algıya sahipti. Herkese önem derecesine göre davranırdı. Çok önemli insanlara sadece kendisi kendi eliyle her şeyi ikram ederdi. 

 

Sanırım o gün ikincil derecede misafirler ağırlıyordu ki, bana seslenerek, boşalan tütün tabakasını doldurmamı istedi. Tanrım, yüreğim ağzıma geldi, nihayet kendimi gösterecek ve babamı onurlandıracaktım. Oturduğum yerden hızla misafir odasına geçtim ve babamın bana uzattığı boş tütün tabakasını aldım. Aynı hızla tütün odasına koştum ve boş tütün tabakasını tıka basa doldurdum. Heyecandan kalbim dışarı fırlayacak gibiydi. Babamın takdirini hayal ediyor, hatta hiç haddim olmadan, ayaklarının dibine davet edilip, sohbetlerine ortak olabileceğimi düşlüyordum. Ellerim titriyordu ama kimin umurunda, babam bugün saçlarımı okşayacaktı. Kim bilir belki de aferin aslan oğlum derdi.  

 

Tütün tabakasını doldurdum ve şimşek hızıyla, tütün odasından çıktım. Bizim Kürtçe “merşik” dediğimiz elle dokumuş kilimin üstüne sağ ayakla basar basmaz, ayağımdaki naylon terliğin kaydığını hissettim. Düşmemek için dengemi koruma çabalarım yetmedi ve yüz üstü düştüm. Tütün tabakası elimden fırladı ve o güzelim Muş tütünü, sarı sarı, çil yavrusu tütün her tarafa yayıldı. Düşüp burnumu da yere çarpmışım. Ama en kötüsü düşer düşmez bağırıp ağlamışım. 

 

Ben daha ne olduğunu anlamadan babamın o sert parmaklarını kulağımda hissettim. Sevgi hayal eden gözlerimde derin bir korku vardı. Çuvallamıştım ve Şêxê Şero’nun gazabını hak etmiştim. O günü hiç unutmam ve hatırladıkça içimi hala bir utanç kaplar. 

 

Aradan yıllar geçti, lise son sınıfta sigara içmeye başladım. Tabi yine Şêxê Şero’dan gizli ve illegal olarak. Ayrıntılarını daha önce yazdığım için, şimdi aynı hikâyeyi burada tekrarlamak istemiyorum. Bir silahlı saldırıda iki bacağımdan dört kurşun yemiştim ve hastaneye kaldırılmıştım. İlk defa vücudum kurşunlarla delik deşik edilip hastanede yatarken, babam tütün tabakasını çıkardı ve kendi eli ile sigarayı sarıp bana uzattı. Galiba beni sevdiğini böyle göstermiş oldu. 

 

Çünkü babam hiç seni seviyorum dememişti bana. Sigarayı sarıp verdi bana ve odadan çıktı. Ben de babam dışarı çıktıktan sonra sigarayı içtim. 

 

Hayatımda içtiğim en lezzetli sigaraydı. 

 

Galiba özgürlük ve sevgiyi temsil ettiği için.