Teatral bir mizah denemesi

10.06.2020

-Güç kimde, kuvvet kimde, kudret kimde?

 

-İktidar kimdeyse güç onda, kuvvet ondadır azizim.

 

(La Havle Ve la Kuvvete, İlla Billahil Aliyyil Azim)

 

-İktidar olursun amma, önemli olan muktedir olmaktır bilesin.

 

Dert bende, çare sende

Bir müddet sen de

Ortalıkta görünme

 

-Neden, niye?

 

-Korona virüsü var, duymadın mı?

 

-Duydum,  bana ne yapabilir ki?

 

-Herkese yaptığını sana da yapar.

 

Onun için; tak maskeni, makul mesafeye dikkat et, ellerini sık sık yıka.

 

Böylece koru kendini Korona’dan. Nam-ı diğer, Covid 19’dan.

 

-Bu on dokuz rakamı, bana hiç yabancı gelmiyor. Üzerinde on dokuz mu vardı ne? Cehennem zebanisi miydi onlar yoksa?

 

On dokuz ve katları

Boşaltıyoruz yatları

Hepsi tavlada kaldı

Safkan Arap atları

 

Artık iş yok, güç yok, gelen yok, giden yok, inen yok, binen yok, vesaire, vesaire…

 

-Bana bak yavrum, ben şahım, sen gedasın. Her dem başıma belasın.

 

Bütün zamanların en iyi muhterisi benim, çeşit, çeşit ihtirasım var benim. Alana satmaya geldim.

 

Ya sen kimsin ha? Tebaasın. Basit, zavallının birisin. Emir eri, kapı kulusun.

 

-Ben, ben, ben, çok inatçıyım. Ben, hangi kuranın kaçıyım. Oğlum, bana baksana sen!

 

-Ben, sarayımda kraldım. Üç beş basamak yukarı çıkıp tahtımda kaldım. Sağımda, yal vezirim, solumda, bal vezirim vardı. Yiyip,  içiyorduk. Her yer güllük gülistandı. Bağ, bahçe, bostandı.

 

-Hey aşağıdakiler! Ne haldesiniz? Nasılsınız, iyi misiniz?

 

Aşağıdakiler koro halinde: İyiyiz, iyi! Hepimiz iyi.

 

Aykırı bir ses: İç güveyinden hallice!

 

Esas oğlan: Biz de ailecek iyiyiz. Kraliçe hanım, damat, torun, otuz iki kısım tekmili birden. Akraba ve hısımlar, yakın ilden.

 

Muhalif bir ses:  Biz şarklıyız kurban, Demokrat falan değiliz. Bu, ötekilerin uydurduğu bir yalandır.  Hatta çok eski bir yalandır. Aristo ve Eflatundan kalandır. Demokrasi dediğin de kim oluyor yahu!

 

Hâkimiyet, kayıtsız şartsız bizdedir. Biz halkız, halk!

 

Esas oğlan: Ben ne dersem o olur. Ben sizin babanızım.

 

Bu arada, cin-aslı mani patlar. Babanın kızı söz alır:

 

Yüzdedir

Onda değil yüzdedir

Top kâkül, zülüf, perçem

Örgülü saç dizdedir

 

Mazlumlar ya kuyuda

Ve yahut dehlizdedir

Yasak kalktı, yaz geldi

 Cemaat denizdedir

 

Cim Başkan araya girer:

 

Emir, komuta bizdedir

Başkan bu gün burada

Yarın ertesi günü  

Kütahya, Gediz’dedir

 

-Zavallı, sivil, halkım benim.

 

Zaten siz var ya siz, kara kuru ekmeği yiye yiye var oldunuz. Halk türküleri dinleye dinleye halk oldunuz. Boş bir gurura gark oldunuz. Yazık, çok yazık size!

 

-Ey Halkım!

 

Yahu evde öyle uzun boylu kalmanıza bir türlü gönlüm razı olmuyor. Ananızı da alın, gidin pikniğe.

 

Bu Cumartesi ve Pazar da benden olsun.

 

Gidin hava alın, avlanın, helal olsun.

 

Hava bedava nasılsa, helal-i hoş olsun.

 

Bedeva yaşıyoruz bedeva diyor bir deli. “Bir garip Orhan Veli, Velinin oğlu, tarifsiz kederler içinde.”

 

Hava bedeva, bulut bedeva

Dere tepe bedeva

Yağmur çamur bedeva

Bedeva yaşıyoruz bedeva

 

-Biz var ya biz, bütün zamanlarda, bütün mekânlarda mutlu, kutlu, az biraz da Har-Put’lu-yuz.

Siz ki; bir sürü, bir güruh, bir yığınsınız.

 

-Azınlık çoğunluğa hükmeder mi? Eder. Tarih boyunca bu böyle olmuştur hep. İnanmıyorsan bak resmi ve resimli tarihe, al boyunun ölçüsünü. Tarih, tekerrür eder azizim.

 

-Biz hep yönetiriz, siz hep yönetilirsiniz. Biz biliriz işimizi, işimiz kimseden sorulmamıştır. Kim ne derse desin, ülke fena yönetilmemiştir. Artık on, yirmi yıl geride kalmıştır. Alan, alacağını almıştır. Mücahitler, Müteahhit, el çırpanlar, elçi olmuştur. Daha ne olsun yani.

 

Siz ey makul çoğunluk, ey güruh-u be-şuur, dinleyin. Biz seçkin ve seçilmiş bir azınlığız. Buyrukları biz veririz. Size sadece itaat etmek düşer. Biliyorsunuz, devleti yönetenlere itaat etmek farzdır.

Eleştirmemek sünnettir.

 

Eğin bakim boynunuzu! Emirlerimiz için boynunuz kıldan ince olsun.

 

Halk Korosu:

 

-Efendimiz, eğile eğile boynumuz, eğrildi. Batıya baka baka boynumuz, tutuldu. Şimdi dönüp kendimize bile bakamıyoruz. Buyruğunuz nedir sayın en büyüğümüz?

 

El cevap:

 

Başınızı yukarı kaldırıp bakmayın, yeter. Hep önünüze bakın koyunlar gibi, zaten siz sürüler içinde çobansız bir sürüsünüz. Peş peşe takılıp yürürsünüz. Ah ne güzel yürürsünüz.

 

Cim Başkan:

 

Gerekirse onu bunu dinlerim, lakin

Şair, yazar, gazeteci, falan dinlemem

Fena yaparım başını kaldıranı fena

Uslanmazsa, içiririm baldıranı ana

 

-Biz adamı, daha çocukken başlarız korkutmaya: Öcü geliyor öcü! Şubat karısı geliyor, dev anası geliyor, bekçi geliyor, polis geliyor,  hepsi birden geliyor!

 

Korku, bizim en iyi silahımızdır. Korkunun krallığını biz kurduk zaten. Ya ne sandın sen?

 

Hep korkarak büyüdükleri için, öcüden öcünü, bir türlü alamaz zavallı çocuklar!

 

Eveeet, sözün özü, mizahın izahı, şudur ki;

 

-Kurulu düzen devam edecek. Statüko işleyecek. Böyle gelmiş, böyle gidecek! Düzeni bozmaya kalkanın dünyasını dar, on, yüz, demez, alayını berdar ederim. (He valla edersin.)

 

Bu böyle biline

 

Tebaa, hep bir ağızdan:

 

-Olur, Ağam. Başım, gözüm üstüne, ser sera, ser çava, alâ ra’sî, alâ aynî…