Şükür ki doğdun Ragıp Ağabey, iyi ki seni tanıdık

14.06.2020

Telefonun ekranında bir bildirim: Bugün Mehmet Ragıp Karcı ve 2 diğer kişinin doğum günü. Onlara kendilerini düşündüğünü bildir!

 

Koca Ragıp Ağabey! Demek bugün yetmiş beş yaşında olacakmış.

 

Facebook  hesabına girip baktım. “Mutlu yıllar” dileyenler... Tanıyorlar mıydı Ragıp Ağabeyi? Sosyal medyanın cilveleri mi diyelim!.. 26 Şubat 2020’de tedavi gördüğü Ankara Şehir Hastanesi’nde ahirete göçtü Ragıp Ağabey. Ertesi gün Karşıyaka Mezarlığı’nda toplandık uğurlamak için. Bunu bilmeyenler, bir otomatik bildirim üzerinden mutlu yıllar diliyor “kendisine”.

 

Telefon rehberimde kayıtlı hâlâ adı. Bayramlaşmak için telefonu elime aldığımda gördüm ki göçenler çoğalmış. Yavaş yavaş ölüyoruz. Ragıp Ağabey’i görünce listede bir an aramak istedim. Kapanmıştır belki hattı. Belki de yenge hanım yahut oğlu kullanmaya devam ediyordur, bilemiyorum. Arayıp açarlarsa onlarla bayramlaşırım diye düşündüm, arayamadım.

 

Adilhan Kitapçılar Çarşısı’nda görüşürdük sıklıkla, Fatih Kitabevi Hamamönü’ne taşınınca orada da bir araya geldik birkaç kere. Son görüşüm de orada oldu. Ayrılmak için kalktığımda merdivenlerde karşılaştık. Sonrasında hastane, ameliyat, tekrar hastane derken buluşmalar mahşere kaldı.

 

Ragıp Karcı denince şiir geliyor aklıma, türkü geliyor, kitap geliyor. Anlattığı o tatlı hatıralar: Üstad’a gittim. Üstad kim, Necip Fazıl... Akif Ağabey’in (İnan) odasında bir ince adam. “Bak” diyor “Ragıp işte o şiirlerin şairi.” Cahit Zarifoğlu’nu tanıştırıyor. TRT yılları, maceralar, aşklar, kavgalar. Anlat anlat bitmez. O sırada telefon çalar:  “Geliyorum sultanım.” Arayan yenge hanım, gider Ragıp Ağabey.

 

Suç ve Ceza’nın polis memuru Porfiriy Petroviç’in Raskolnikov’a “Siz öldürdünüz. Siz öldürdünüz…” dediği sahneyi anlatır defalarca. Heyecanlanıp ayağa kalkar. “Müthiş, müthiş! Sanki suçlu benmişim gibi boğuluyorum bu sahneyi her okuyuşumda…”

 

Sorar “türkü dinliyor musun?” Çantasından bir CD çıkartır. “Hayır duasını almak için” geldiği kitapçıya “Mehmet” der, “şunu bir takıver. Çok güzel söylüyor, çok…”

 

Gökhan Özcan, vefatının ardından yazdığı “Ragıp ağabey…” başlıklı yazısında (Yeni Şafak 02 Mart 2020, Pazartesi) seksenli yılların sonunda tanıştıklarını anlatıyor: “… komşuyduk, aynı işçi sitesinde yan yana bloklarda oturuyorduk. Kahvaltılarda misafir etmeye başladı beni, çay demledi, mükellef sofralar kurdu, kendi eliyle tavada yumurta pişirdi. Eşliğinde şiir, roman, hikâye... Kütüphanesinden ödünç kitaplar verdi, okumam için, öğrenci halimle bu kitaplara o kadar parayı veremem diye... Özellikle Faulkner’ı hatırlıyorum, çok severdi onu, çok konuştuk üzerine.”

 

Çok sevdiği Faulkner’ın Sartoris’ini arıyordu. Sene 2019 olmalı. Ne olmuşsa kütüphanesinden uçmuş. Bulabilir miyiz? Buluruz ağabey! Bulduk…  Çok sevindi Ragıp Ağabey, Kızılay’daki bir müzik aletleri satan dükkâna bırakmamı istedi. Son konuşmamız da o vesileyle olacakmış demek.

 

Aynı yazısında anlatılmasını istemezdi diyerek o güne kadar pek kimseye bahsetmediği bir hadiseyi de aktarıyor Gökhan Özcan:

 

Sözünü ettiğim kahvaltılardan birinde “Konser var, gidip seninle biraz türkü dinleyelim” dedi Ragıp ağabey. Canıma minnet, bayıla bayıla olur dedim. Konserin olduğu gün sözleştiğimiz gibi Kızılay’da buluştuk. Beni şöyle baştan ayağa bir süzdü. “Böyle olmaz” dedi. Anlamadım o da hiç izah etmeye çalışmadı. “Gel benimle” dedi, ben de peşine takıldım. Bulvar’daki büyük mağazalardan birine girdik. “Seç bakalım” dedi, elbiseleri göstererek. Mahcup olmuştum, ne yapacağımı bilemedim. “Anlaşıldı, beraber yapacağız bu işi” diyerek koyu hardal rengi bir ceketle başladı, sonra ona kahverengi bir pantolon ekledi, krem bir gömlek, kravat, çorap ve ayakkabı... Hepsini sonra kim bilir ne kadar zaman taksitlerini ödeyeceği hesabına yazdırdı, çıktık mağazadan. Yarım saatte baştan aşağı donanmış, konsere gitmeye müsait hale gelmiştim. Meğer konsere protokolden de epeyce gelen olacakmış, bizim delikanlı hırpaniliğimiz de orada tabiatıyla sırıtacakmış. Merak ettim yıllarca ama hiç soramadım; gerçekten konser için miydi bütün bu alışveriş, yoksa punduna getirip genç bir yazarın fiyakasını düzelterek bir hayır mı işlemişti Ragıp ağabey.

 

Şükür ki doğdun Ragıp Ağabey, iyi ki seni tanıdık.

 

Allah (C.C.) seni Cennetinde ağırlasın, “Senin bir tek hatırana / bütün aşklarımı bağışlayabilirim” dediğin Kâinatın Efendisine komşu eylesin…