Vakıf gibi hoca

12.12.2020

Orhan Şaik Gökyay (1902-1994) ömrünü kitaplara adamış bir büyük Hoca.

 

Dede Korkut ve Kâtip Çelebi üzerine eşsiz çalışmaları, yüzlerce makalesi, tenkit yazıları olan; “Kitaplarda Neler Var?” başlıklı yazıları ile pek çok yazarı ve eseri ortaya çıkaran bir alim.

 

Merhum, kendisi için “ben bir vakıf’ım” dermiş…

 

Vakıf,  “bir malı, menfaati ammeye âit olmak üzere herkesin faydalanması için Allah’ın mülkü hükmüne koyarak üstündeki mülkiyet (temlik ve temellük) hakkını kaldırma” diye açıklanır.

 

Yardımına başvuran doktora talebelerine, araştırmacılara “ben bir vakıf’ım” sözünün hakkını sonuna kadar veren bir hoca olmuş Orhan Şaik Bey.

 

Peki hiç mi karşılık beklememiş mi bu hizmetten?

 

Beklemiş, şöyle:

 

Akademik kariyer yolunda bir “çocuk” çalmış kapısını…

 

Haftada iki gün, sabahın onunda gelip akşamın altısında gitmek üzere çalışmaya başlamışlar.

 

Hoca bir gün, “ücreti konuşmadık” demiş talebesine.

 

Talebe kızarmış, “tabii hocam, siz ne münasip görürseniz.”

 

Hoca sormuş, “benim münasip gördüğüm ücreti verebilecek misin?”

 

“Vermeye çalışırım” demiş talebe.

 

“On aydır seninle meşgulüm” demiş Orhan Şaik Hoca, “yarın sen profesör olacaksın, doktora tezi vereceksin; talebelerinle benim seninle ilgilendiğim gibi ilgileneceksin. Ücret bu, doğrusu da bu…”

 

İyi hocaya iyi talebeler gerekir, “çocuk” hocasına verdiği sözü tutup o ücreti ödemiştir elbette.

 

Şimdi eğitim uzaktan, bilgisayar ya da cep telefonu üzerinden yapılıyor ve ne zaman “yüz yüze” olacak henüz belli değil.

 

Öğrenciler bilgisayar ya da akıllı telefon alarak “asgari şartları sağlamak zorunda”.

 

Sağlayamayana cevap hazır: “Herkes üniversite mezunu olacak diye bir şey yok!”