Yalancı şahitliğe dayanılarak idam edilen dışişleri bakanı

15.05.2020

27 MAYIS YAZILARI - 2

 

Fatin Rüştü Zorlu, Demokrat Parti hükümetinde dışişleri bakanıydı. 20 Mayıs’ı 21 Mayıs’a bağlayan gece, Zorlu’nun evine bir subay gelir. Beş saat süren görüşmenin sonunda Zorlu’nun yüzü endişelidir. Kızı Sevin Zorlu, dayanamaz ve babasına: “Neler oluyor?” diye sorar. Zorlu: “Subaya ordunun bu işlere karışmaması gerektiğini söyledim” diye cevap verir. Zorlu, ertesi gün İtalya’ya uçar. Dışarıdan durumun daha da vahim göründüğüne şahit olunca, İtalya’dan döner dönmez Menderes’i ziyaret eder. Menderes’e: “Bir komplo var. Bu komployu çözmem için beni Milli Savunma Bakanı olarak Ethem Menderes’in yerine atayın. Böylece doğabilecek sıkıntıları önlerim.  Ankara’dan da birkaç gün ayrılmamalısınız. Yarınki Eskişehir programınızı iptal edin.” der. Menderes: “Sen zaten Ethem’i sevmezsin” diye cevap verir.  

 

Menderes, ertesi gün Hasan Polatkan ile Eskişehir’e gider. 27 Mayıs sabaha karşı Fatin Rüştü Zorlu darbe olduğunu anlayınca, Başbakan Adnan Menderes’e bir faydası olacağını düşünerek, onun yanına yani Eskişehir’e gitmeyi düşünür ama yollar kapalı olduğu için bunu gerçekleştiremez. Demokrat Partililerin götürüldüğü Harbiye Orduevini arar ve evde olduğunu söyler. Aradan az bir zaman geçer evine iki subay gelir: “Beyefendi hiç merak etmeyin, kan dökülmedi, beyaz bir ihtilal oldu, lütfen bizimle buyurun” derler. Zorlu: “Sakin olun, heyecanlanmayın” diyerek subayları yatıştırır. Eşine veda ederek, subaylarla cipe binerek gider.

 

Harbiye Orduevinde birkaç gün kaldıktan sonra Yassıada’ya nakledilmek üzere, bir askeri Dakota nakliye uçağına bindirilirler.

 

Aynı uçağa bindirilen Merhum Hadi Hüsman yaşananları daha sonra şöyle aktarır:

 

Ben, Fatin Rüştü Zorlu, Tevfik İleri, Nedim Ökmen, Samet Ağaoğlu, Abdullah Arer, Yarbay Avni Karaca, Şem’i Ergin, Lütfü Kırdar, Hasan Polatkan, Atıf Benderlioğlu, Haluk Şaman, ve İhsan Sabri Çağlayangil aynı uçağa bindirildik. Hareket etmeden önce uçakta bulunan hava binbaşısı ve yarbayı: “Hiçbir hareket yapmayacaksınız. En küçük hareketiniz halinde üzerinize ateş edilecek.” dedi. Kırk beş dakika süren yolculuğun ardından uçağımız pistte durduktan sonra kapısı açıldı. Yüksek bir iniş merdiveni getirildiğini gördüm. Kapıya yanaştırdılar. Altında, etrafında büyük bir kalabalığın bulunduğu, bağrışmalardan ve çıkardıkları gürültülerden anlaşılıyordu. Velhasıl aşağıda büyük bir kaynaşma vardı. Yüksek sesle haykırıyorlardı:

 

Kim… Kim?

 

Uçağımızın idarecisi olan iri yarı hava subayı: “Kimler var bilseniz uçağın içerisinde… Fatin Rüştü Zorlu, Samet Ağaoğlu, Hasan Polatkan, Tevfik İleri…”

 

Aşağıdan bağırıyorlar: “Ataydın namussuzları gelirken denize.”

 

İri yarı hava subayı bağırıyor: “Kaça alırsınız bunları?” “100 milyon liraya.”

 

Subay cevabı beğenmiyor: “100 milyon lira değil, 100 milyon dolar.”

 

Hava Subayı: “Teker teker ineceksiniz.” Evvela Nedim Ökmen’e işaret etti. Aynı zamanda, aşağıdaki kalabalığa: “Nedim Ökmen” diye bağırdı. Merdivene henüz ayağını atmış olan Nedim Ökten’e “Gel bakalım, hırsızların başı namussuz” diyerek, aşağıya aldılar ve şiddetle dövdüler. İn, emrini hep böyle sırayla veriyordu. O süre içerisinde kalabalık ellerine geçirdiği kişinin üzerine çullanıyor, onu bütün heves ve kini ile hırpalıyordu.

 

Rahmetli Fatin Rüştü Zorlu, uçağın merdivenlerinden inmeye hazırlandığı sırada, önceden arkasına mevzilenmiş olan hava binbaşısı sırtına bir tekme vurdu. Zorlu, dengesini kaybetti, merdivenlerden yuvarlanarak yerde bekleyen askerlerin arasına düştü. Kalabalık ona söylenmedik laf bırakmadı: “Hırsız” söylenenlerin başında geliyordu, şiddetle dövüldü. Zorlu’nun aşağıdan: “Yapmayın, ne olursunuz, itidalinizi koruyun” dediğini duydum.

 

Fatin Rüştü Zorlu’ya uygulanan işkence ve kötü muamele Yassıada’da devam eder. Babası Atıf Benderlioğlu’nu ziyarete giden Babür Benderlioğlu tanık olduğu olayı şöyle anlatır:

 

Yassıada’da, herkesi bölüm bölüm barakalara koymuşlar. Fatin Rüştü Zorlu ailesi, Hayrettin Erkmen ailesi bir de biz… Babam geldi, Hayrettin Bey askerlerle geldi. Fatin Rüştü Zorlu gelmedi. Fatin Rüştü Zorlu yok... Sonra bir ara elinde kamçısıyla ada komutanı Tarık Güryay geldi. Orada ona masa yapmışlar, oraya oturdu. Barakanın kapısında bir müddet sonra, bir kargaşa oldu. Fatin Bey, sanki itilir gibi içeri girdi. Eli yüzü kıpkırmızı, gözlüğü yok, hemen anladı tabii herkes… Hepimiz anladık ona orada bir şeyler yaptıklarını. Annesi Güzin Hanım: ’’Elleriniz kırılsın’’ diye bağırdı. Her masada bir teğmen oturuyor, konuştuklarımızı dinliyordu. Bağırdılar, çağırdılar, Güzin Hanım’a hakaret ettiler. Fatin Bey de yediği dayakla kaldı.

 

 

Fatin Rüştü Zorlu Yassıada’da 1955’te yaşanan 6-7 Eylül olaylarını tertiplemekle suçlanır. 1955’te Londra’da Kıbrıs için düzenlenen konferansa katıldığı sırada, Londra'dan Ankara'ya Dışişleri Bakanlığı'na bir telgraf çektiği iddia edilir. Zorlu’nun: “Elim kuvvetlensin, İstanbul'da bir hareket yapın. Ben de Yunanlılara karşı daha kuvvetli olayım” dediği iddia edilir. Bu iddiayı doğrulatmak için bir şahit gerekir. Zorlu’dan önce dışişleri bakanı olan Fuat Köprülü’nün damadı Coşkun Kırca, Yassıada’ya şahit olarak çağrılır. Coşkun Kırca: “Böyle bir telgraf çekilmişti, ben gördüm” der.

 

Bunun üzerine Fatin Rüştü Zorlu, Hakim Salim Başol’a döner: “Hâkim Bey, lütfen bu iddiada bulunan bu gence, bu beyefendiye sorar mısınız, bu telgrafı gördüğü dönemde Dışişleri Bakanlığında hangi mevkide bulunuyordu, rütbesi neydi” diye sorar.

 

Coşun Kırca’da: “Üçüncü Kâtiptim efendim” diye cevap verir.

 

Bunun üzerine Zorlu: “Hâkim Bey, bu ne biçim iştir ki, Dış İşleri Bakanlığı'nın, ne bakanının ne müsteşarının, ne genel müdürün hiç birisinin böyle bir telgrafa vakıf olduklarını kimse bilmiyor da bu üçüncü kâtip mi biliyor? Ben böyle bir telgraf yazmadım, Böyle bir telgrafa ihtiyacım yoktu, elim gayet kuvvetliydi” der.

 

Fatin Rüştü Zorlu’nun Londra’dan Ankara’ya çektiği iddia edilen telgraf, hiçbir zaman gün ışığına çıkmadığı halde Yassıada’da delil olarak kabul edilir. Bu delile dayanılarak Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu mahkûm edilir.  Yassıada’da o gün telgrafı gördüğünü söyleyen Coşkun Kırca, yıllar sonra Lütfi Kırdar’ın oğlu Üner Kırdar’a: “14’lerden  (Darbeyi gerçekleştirenlerden) Orhan Erkanlı gelip beni tehdit etti. Eğer gelip şahitlik etmezsen, bu söyleyeceklerimizi söylemezsen, kayınpederini de alıp aynı şekilde Yassıda'ya getirip, içeri tıkacağız dedi. Sırf kayınpederime karşı duyduğum vefa hissimden dolayı Yassıada’ya gittim. Tabi üzüntü de duydum” diyerek yalancı şahitlik yaptığını itiraf eder.

 

Yassıada’da kararlar 15 Eylül 1961’de açıklanır. Karar günü duruşmaya aileler ve izleyiciler alınmaz. Sadece Demokrat Partililerin avukatları hazır bulunur. Aileler kararları radyodan öğrenir. Kararları bir TRT spikeri okur.

 

İdama mahkûm edilen 15 kişi İmralı’ya götürülür. Menderes intihara teşebbüs ettiği için savcı tedavi altında olduğunu söyler. Adnan Menderes'in idam kararı gıyabında okunur.

 

Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de, Başbakan Adnan Menderes ise bir gün sonra 17 Eylül’de idam edilir.  Fatin Rüştü Zorlu idam edilmeden önce ailesine şu notu yazar:

 

‘’Anneciğim, Emelciğim, Sevinciğim ve Ağabeyciğim, Şimdi Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim. Huzur içindeyim. Benim için üzülmeyin. Sizlerin de sakin ve huzur içinde yaşamanız beni daima müsterih edecektir. Bir ve beraber olun. Allah'ın takdiratı böyle imiş. Hizmet ettim ve şerefimi daima muhafaza ettim. Anne, siz sevdiklerimi muhafaza edin ve Allah'ın inayetiyle onların huzurunu temin edin. Hepinizi Allah'a emanet eder, tekrar üzülmemenizi ve hayatta berdevam olarak beni huzur içinde bırakmanızı rica ederim. Allah memleketi korusun.”

 

Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun naaşları, ailelerine gösterilmeden İmralı’da erler tarafından, sessiz sedasız defnedilir.

 

İmralı’da kurulan darağaçlarının gölgesi Türkiye siyasetinin üzerinde demoklesin kılıcı gibi yıllarca sallanır, durur…

 

1990 yılında 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından düzenlenen devlet töreni ile naaşları, İmralı’dan alınır ve Topkapı’da inşa edilen anıt mezara defnedilir.