Yassıada mahkeme salonunda son nefesini veren sağlık bakanı

27.05.2020

27 MAYIS YAZILARI 3

 

Lütfi Kırdar ismini duymayan yoktur. “İstanbul’da bir kongre merkezi” dediğinizi duyar gibiyim. Peki, kimdir Lütfi Kırdar?

 

27 Mayıs Darbesinin 60'ıncı yıldönümü münasebetiyle hatırlatalım:

 

Lütfi Kırdar, Demokrat Parti hükümetinin sağlık bakanıydı. 71 yaşındaydı. 1959 yılının son aylarında sağlık sorunlarından dolayı sağlık bakanlığından istifa etmek istemiş, istifa mektubunu Başbakan Adnan Menderes’e iletmişti. Menderes ise, 1960’ın ilk aylarında bir kabine değişikliği yapacağını söyleyerek, o zamana kadar Kırdar’ın görevine devam etmesini ister. Lütfi Kırdar Menderes’in bu teklifini kabul eder. İsmet İnönü’nün gezilerinde çıkan olaylar, bu olayları araştırmak için kurulan Tahkikat Komisyonu, Nisan ve Mayıs ayında yaşanan öğrenci olayları, kabine değişikliğine zaman bırakmaz. 27 Mayıs sabahı Türkiye darbeye uyanır. Lütfi Kırdar Ankara’da gözaltına alınır. Harbiye Orduevinde birkaç gün kaldıktan sonra Yeşilköy Havaalanı’na nakledilenler arasındadır. Kırdar, aşağıya inmek için askeri Dakota uçağının kapısına geldiğinde, arkasına mevzilenmiş hava subayı sırtına bir tekme vurur. Kırdar aşağıda bekleyen askerlerin arasına düşer. Askerler, Lütfi Kırdar’ı döverken: “Döne döne başım döndü namussuz. Moskova’ya neden gittin, Kars ve Ardahan’ı satmak için mi?” diye hakaret ederler. Askerler, Lütfi Kırdar’ın 1959 Aralık ayında yaptığı Moskova gezisini kastederler. Bu gezinin hikâyesini başka bir yazımda ele alacağım. Zira Lütfi Kırdar’ın Moskova gezisi oldukça mühimdir ve belki de Amerika’nın hoşuna gitmediği için 1960’ın ilk aylarında darbeye giden süreç hızlandırılmıştır.

 

Lütfi Kırdar vapura bindiğinde yüzü sap sarı kesilmiş, cebinden çıkardığı ilaçlarını göstererek yanındaki Hadi Hüsman’a: “Bu akşam ölebilirim. Esasen bu ilaçlarım olmasaydı muhakkak ki ölürdüm. Onlar sayesinde şimdilik ölmedim. Ölürsem bu yaşadıklarımı aileme söyleyin.” der. Yassıada’ya nakledilirken yolda aldığı darbeler sonucu ölenler de vardır. Vapurdan inerken askerler tarafından itildiği için başının üzerine düşen Dr. Zakar Tarver: “Ben fazla yaşamam” der.  Başına aldığı darbe yüzünden Yassıada’ya gittikten birkaç gün sonra vefat eder.

 

Lütfi Kırdar 1951’de CHP’den istifa etmiş, 1954’te Demokrat Parti’ye katılmıştı. Hâkim Salim Başol sanık kürsüsünde duran Lütfi Kırdar’a: “Peki sen 1951’de neden CHP’den istifa ettin?” diye sorar.

 

Lütfi Kırdar, İstanbul ve Ankara’da çıkan öğrenci olaylarından yargılanıyordu ama Hâkim Başol ona 1951’de neden CHP’den istifa ettiğini soruyordu.

 

Lütfi Kırdar’ın oğlu Erdem Kırdar da o gün duruşmayı izleyenler arasındadır. Demokrat Partililerin yakınları, izinle ve belirli sayıda kişiyle duruşmaları izleyebilmektedir.

 

Kırdar: “1954’te İstanbul’un imarı ile çok meşgul olmuştum. O gün İstanbul’daki vali ve belediye reisi ile gazete ile mücadele yaptım. Fakat matbuatla mücadeleden bir netice alamıyordum. 1954’te bana yine geldiler.”

 

Başol: “Kim?”

 

Kırdar: “Demokrat Parti… Müsaade ederseniz biraz oturayım.”

 

Kırdar bu sözleri söyledikten sonra yere yığılır. O sırada orada bulunan Rahmetli Fatin Rüştü Zorlu ve Medeni Berk: “Doktor çağırın”, Kemal Aygün ise: “Cebinde ilacı var” diye bağırır. Dinleyicilerin arasında bulunan oğlu Erdem Kırdar babasına doğru koşmak ister ama askerler babasının yanına gitmesine izin vermezler. Lütfi Kırdar Yassıada duruşma salonunda son nefesini verir. Askerler onu sedyeye koyar ve hastanenin morguna kaldırır. Lütfi Kırdar’ın vefat ettiği tarih 17 Şubat 1961,  aynı zamanda Ramazan ayının ilk günü ve günlerden de Cuma günüdür. 27 Mayıs Darbesi’ne ses çıkartamayan insanlar 19 Şubat’ta Lütfi Kırdar’ın cenazesinin getirildiği Şişli Teşvikiye Camii’de toplanır. Caminin avlusu dolar, taşar. Cenazeye katılanlar Şişli sokaklarını, caddelerini doldurur. Lütfi Kırdar’ın cenazesi kılındıktan sonra insanlar na’şını omuzlarına alırlar ve cenaze arabasına koydurmazlar. Oğlu Erdem Kırdar, cenazenin arabaya konulmasını istemesine ve birkaç defa müdahale etmesine rağmen kalabalıktan: “Hayır, eller üzerinde mezarlığa kadar taşıyacağız” sesleri yükselir. Lütfi Kırdar’ın na’şı, eller üzerinde taşınarak Zincirlikuyu Mezarlığına getirilir. Arada bir Tekbir sesleri yükselir ama kalabalık hiçbir taşkınlık çıkarmaz. Cenaze toprağa verilir ve Kur’an okumaya başlar. O sırada, kalabalık arasından bir General Erdem Kırdar’a doğru gelerek: “Seni 6 ve 12 sayılı kanuna göre tevkif ediyorum. Yürü…” der. Kabrin başındaki cemaat askerlere engel olmak ister ama başarılı olamaz. General arabanın kapısını açar ve: “Ben valiyim. Götürüyorum. Defolun, dağılın” gibi sözlerle kalabalığa hakaretamiz sözlerle hitap eder. Erdem Kırdar’ı arabaya bindirerek Sirkeci Emniyet Müdürlüğü’ne götürür. Vali’nin ilk sorusu: “Bu merasim için kaç para harcadınız” olur.

 

Erdem Kırdar; bankalardaki paralarına bloke konduğunu, bir para harcamak ve para ile böyle bir merasim yapmanın söz konusu olmadığını söyler. Uzun bir sorgu sürecinin ardından Erdem Kırdar serbest bırakılır. Ancak Lütfi Kırdar’ın cenazesindeki kalabalık, 27 Mayıs Darbecileri tarafından bir kalkışma olarak görülür. Bu defa cenazeye katılanlardan bazıları, Ticani diye gözaltına alınır. Gözaltına alınanlar, Kırdar ailesinin oturduğu apartmanın kapıcısı Recep Efendi, Teşvikiye Camii’nin imamı Mehmet Efendi, Belediyenin resmi imamı Nusret Yaşilçay’dır. Erdem Kırdar bu defa Balmumcudaki mahkemeye çağrılır. Hâkim Erdem Kırdar’a: “Bunların cenazede ne işleri vardı?” diye sorar.

 

Erdem Kırdar: “Şayet siz ölseniz, emir eriniz, postanız, kapıcınız vs. cenazenize gelmeyecekler mi? Bunların cenazenize gelmesi suç mudur?” diye sorar. Bu dava bir süre devam eder. Tutuklanan kişilere tutuklu kaldıkları süre kadar ceza verilerek dava kapatılır. Kırdar ailesinin üzerindeki psikolojik ve maddi baskılar yıllarca devam eder. Demokrat Partili aileler yaşadıklarını yıllarca kimselere anlatamaz. Tedbirler Kanunu’na göre Demokrat Parti’yi övmenin, 27 Mayıs Darbecilerini eleştirmenin 5 yıl hapis cezası vardı. 27 Mayıs Darbesi 12 Eylül 1980 Darbesi’ne kadar Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandı. 27 Mayıs Darbecilerinin ilan ettiği ve yıllarca devlet töreniyle kutlanan bu bayram, bir başka darbeci -Kenan Evren- tarafından tarihin tozlu raflarının arasına kaldırıldı.