Yassıada zindanlarında can veren emniyet müdürü

29.05.2020

27 MAYIS YAZILARI 4

 

27 Mayıs 1960 İstanbul/Nişantaşı, Hayat Apartmanı, daire dört… İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay sabaha karşı telefon ile konuşuyor. Emniyet müdürlüğündekiler Oktay’a; ‘’Asker geldi, tanklar burayı çevirdi müdürüm ne yapacağız’’ diye soruyorlar. Oktay; “Evladım, peki tamam. Ellemeyin. Hiç karşı gelmeyin. Silahlarınızı bırakın. Askerdir gelen. Hiç karşı koymayacaksınız” diyerek onları sakinleştirmeye çalışıyor. Bir yandan da valiyi ve belediye başkanını arıyor ama telefonlarına cevap veren olmuyor. Evdeki bu hareketliliğe Ömer ve Emre uyanıyor. Emre 13 yaşında, Ömer ise 15 yaşındadır. Çocuklar babalarının kimleri aradığını ve ne konuştuğunu anlamaya çalışıyorlar. Faruk Oktay aradığı yerlerden cevap alamayınca, sıkıyönetim karargâhını arar. Görüştüğü kişi, 6 Ocak 2020’de ölen Darbeci Numan Esin’den başkası değildir. Numan Esin bu konuşmayı kendi kitabında övünerek şöyle anlatır:

 

Numan Esin; “kimsiniz?” “Ben Emniyet Müdürü Faruk Oktay’ım, kiminle görüşüyorum?”

 

Numan Esin; “ben Bay X”  “Adam şaşırdı”. Faruk Oktay; “askerler evimin önüne geldi.” Numan Esin; ”teslim olun.”

 

Telefonu kapatan İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay giyinmeye başlar. Tam bu sırada evin etrafında bir hareketlilik başlar.

 

Çocuklar cama koşarlar. Dışarıda, bir tank… İki cemse…  Cemseden inen iki bölük asker evin önünde sıraya geçmektedir. Diğer cemsedeki projektörler etrafı bir anda gündüz gibi aydınlatır. Tankın namlusu Hayat Apartmanı, daire 4’e doğrultulur. Pencereden bakan çocuklar, bir an evi havaya uçuracaklar, babamızı öldürecekler diye dehşete kapılır. Biraz sonra kapı çalınır, iki asker, ellerinde Thompson makineli tüfek; “Beyefendiyi karargâha götüreceğiz” derler.

 

Faruk Oktay tansiyon hastasıydı, düzenli kullandığı ilaçları vardı. Eşi Nimet Hanım eşinin ilaçlarını da vermek ister ama askerler kabul etmez. İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay’ı alıp giderler. Eşi ve çocukları Faruk Oktay’a sarılıp vedalaşamazlar. Bu gidişin dönüşü olmayacağını, olamayacağını o gece akıllarının ucundan dahi geçirmezler. Nimet Hanım ve çocukları öylece kalırlar. Sabaha kadar evin içerisinde beklerler. Sonra Radyo’dan 27 Mayıs Darbesi’nin sesi Albay Alparslan Türkeş’i dinlerler. Tüyleri ürperir. Nimet Hanım, orduda subay olan kardeşine telefon eder ve gece yaşadıklarını anlatır. Kardeşi ablasının yanına gelir. O gece sokağa çıkma yasağı olduğu için yanlarında kalır. Daha sonraki günlerde ise bir daha yanlarına gelmez, gelemez. Faruk Oktay’ın kız kardeşleri de ilk günler Nimet Hanım’ı ve çocukları yalnız bırakmaz ama daha sonra onlar da gelmez olur. Çünkü herkes korkmaktadır, darbeciler tarafından tutuklanan birinin ailesini ziyaret etmek başlarına dert açabilir. Nimet Hanım’ın önceki evliliğinden olan oğlu annesini ve kardeşlerini bir başına bırakmaz. Onun haricindeki tüm aile üyeleri bir daha kapılarını çalmaz. İki çocukla bir başına kalan Nimet Hanım’a halin nicedir diye sormazlar, soramazlar.  

 

Nimet Hanım ertesi gün radyodan eşinin Davutpaşa Kışlasına götürüldüğünü öğrenir, büyük oğlu ile ilaçlarını gönderir. Nimet Hanım’ın oğlunun elindeki ilaçlar meramını anlatmak istediği askerin eline vurmasıyla, yere saçılır.  İlaçları Faruk Oktay’a ulaştıramazlar.

 

Nimet Hanım ve çocukları, Davutpaşa Kışlası’ndaki tutukluların Yassıada’ya nakledildiğini radyodan öğrenirler. Kendilerine resmi bir bilgi verilmez. Faruk Oktay’ın Yassıada’dan yazdığı elli kelimelik mektup Haziran ayında ailesine ulaşır. Mektuplar sansürlendiği için Yassıada’da yaşadıklarını anlatamaz. Çocukları ve eşi de; “Nasılsın, iyi misin, kazak gönderelim mi?” gibi şeylerin dışında bir şey yazamazlar. Farklı bir şey yazarlarsa mektuplar askerler tarafından yırtılıp atılmaktadır.

 

Faruk Oktay yazdığı mektupların birinde; “Mahkeme olacakmışız, avukat tutmamız lazım. Nail Bey var, bir kere bayramda bize gelmişti. Ağır cezacıdır. Ona gidin” der.  Nimet Hanım, oğlu Emre’yi de yanına alarak Nail Bey’e gider. Avukat, Nimet Hanım’dan 50 bin lira ister. Nimet Hanım bu kadar parayı veremeyeceğini söyleyince ‘Siz bilirsiniz’ der. Elli kelimelik mektupla durumu eşine yazar. Faruk Oktay çok üzülür: “Biz bu kadar para verebilir miyiz, o zaman genç bir avukat tutalım. Allah büyüktür” diye eşine cevap yazar.

 

Yassıada’daki darbeciler, Faruk Oktay’ı 28 Nisan olaylarında öğrencilere ateş edip öldürmekle suçlar. 28 Nisan Olaylarında iki öğrenci ölmesine rağmen, darbeciler olaylarda 100 öğrencinin öldürüldüğünü ve cesetlerinin saklandığını iddia etmektedirler. 27 Mayıs Darbesini izleyen günlerde çıkan gazete manşetlerinde öldürüldüğü iddia edilen bu öğrencilerin cesetleri aranmakta, haberlere göre soğuk hava depoları araştırılmaktadır. Darbeciler, O tarihte İstanbul Emniyet Müdürü olan Faruk Oktay’a; “Celal Bayar ve Adnan Menderes size öğrencilere ateş et emrini verdi ama siz ateş etmediniz değil mi? Ama onlar bu emri verdiler değil mi?” diyerek, Bayar ve Menderes’i suçlamasını isterler.  Faruk Oktay ise; “Hayır vermediler” diye itiraz edince, kendisine işkence etmeye başlarlar.  Yassıada’da Bizans’tan kalma zindanlara atarlar. Orada 3 gün kalır. Kaldığı hücrenin yanındaki hücreye atılan bir milletvekili şahit olduğu olayı anılarında şöyle anlatır; “Yanda biri inliyordu, ölüyorum ölüyorum, doktor doktor diye…  Sonra cırlak bir Enis teğmen vardı, o geldi; ‘Senin doktor neyine, kitapsız herif, eşek herif…’ diye küfretti. Adam; ‘Yahu teğmenim ölüyorum ben’ dedi. Bir süre sonra ses kesildi. Adamı çıkardılar. Sonra ölüm haberi geldi. Meğer İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay’mış.’’

 

Ortaokul öğrencisi Emre o gün okuldan eve geldiğinde, evdeki kalabalığın nedenini anlayamaz.  Annesi Nimet Hanım çok üzgündür. Emre’ye: ‘’Evladım, baban çok hastaymış, geldiler haber verdiler, nasıl olduğuna dair bir cevap bekliyoruz” der. Hâlbuki eve gelen askerler, Faruk Oktay’ın öldüğünü söylemeye gelirler ama Nimet Hanım’ın halini görünce, söylemeye cesaret edemez, geri dönerler. Askerler vefat haberini veremeyeceklerini anlayınca bu görevi gazetecilere verirler. Biraz sonra evdeki telefon çalar ve Nimet Hanım telefonu açar. Telefondaki ses; “Eşiniz Faruk Oktay öldü. Naaşı Kasımpaşa Askeri Hastanesi’nin morgunda. Gidin alın!” der. ‘’Nereye defnedeceksiniz” diye de sormayı ihmal etmez... Nimet Hanım çevresindekilere bakar ve telefon elinden düşer.

 

İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay, Yassıada’da öldüğünde takvimler 30 Eylül 1960’ı gösteriyordu ve Yassıada yargılamaları henüz başlamamıştı. Faruk Oktay’ın cenazesini almaya gidenler vücudundaki yara bere ve işkence izlerini görürler. Göğsünde büyük bir morluk vardır,  yaraları kabuk bağlamıştır. Oktay’ın Yassıada’da gördüğü işkenceler nedeniyle öldüğünü anlarlar ama kimseye bir şey söyleyemezler. Nimet Hanım birkaç akrabasıyla eşini Zincirlikuyu’daki aile mezarlığına defneder.

 

Faruk Oktay Yassıada’da işkence ve kötü muameleden dolayı ölen 9 kişiden biriydi. İlk değildi, son kişi de olmayacaktı.

 

Faruk Oktay defnedildikten birkaç gün sonra askerler Yassıada’dan Faruk Oktay’ın bavulunu getirip kapının önüne bırakırlar. Nimet Hanım kapıyı açtığında, kapıda duran bavulu görür. O bavulu kapının önünde açar, eşinin eşyalarını tek tek koklar. Saatlerce; “Ah Faruk’cuğum” diye o bavulun başında ağlar. O günden sonra hayata küser, ta ki, Ömer verem oluncaya dek. Nimet Hanım Oğlu Ömer’i iyileştirebilmek için tekrar hayata döner ve iki oğlunu zorluklarla büyütür. Yaşadıklarını kimselere anlatmaz, anlatamaz. Acısını yüreğine gömer. Çünkü 27 Mayıs’ı kötülemek, Demokrat Partilileri övmek, Tedbirler Kanununa göre beş yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Tedbirler Kanunu 30 Mayıs 1969’da kaldırılır. Ama 27 Mayıs’a darbe diyebilmek için daha uzun yıllar beklemek gerekecektir.