Yazıyorum: Şiir Karın Doyurmaz

18.01.2021

1965 yılında lise ikinci sınıfta iken şiir yazmaya başladım. Edebiyat öğretmenimiz bir bayandı ve ilk defa bize bir şiir kitabı getirmişti. O zamanlar çok meşhur olan şair Ümit Yaşar Oğuzcan’a ait “Karanlığın Gözleri” adlı bir şiir kitabıydı. Kitabın kapağı simsiyahtı ve üstünde kırmızı renkte 'Karanlığın Gözleri' yazıyordu. Kitabın kapağını aralayınca içinde bembeyaz bir zemin üstünde simsiyah harfler yer alıyordu. Bir sayfadaki mısralar, sayfanın nerdeyse ortasından başlıyor, şiir tamamlanmadan bir başka sayfaya geçiliyordu. Böyle bir kitapla ilk defa karşılaşıyor, kağıt kıtlığının yaşandığı o yıllarda kağıdın böyle israf edilmesine bir türlü anlam veremiyordum.

 

Ondan bir yıl önce de Cahit Sıtkı Tarancı’ya ait bir şiir risalesi okumuştum. Tamamı 'Ölüm Şiirleri' idi. O zamanlar ben de Cahit Sıtkı’ya öykünerek bir şiir yazmıştım. Adı: Ölüm Saati

 

O tarihlerde Urfa’da; Akgün, Karakoyun, Fırat, Bizim Urfa, Demokrat Urfa, Urfa Postası gibi mahalli gazeteler yayınlanmakta idi.

 

Bir yıl sonra, ben lise son sınıftayken Urfa’da yeni bir gazete yayın hayatına başladı. Adı: Şafak.  Sene 1966. Serlevhada şöyle yazıyordu: "Şafak, Günlük Siyasi Gazete" altında parantez içinde, (Şimdilik haftada iki gün yayınlanır.) Gazetenin imtiyaz sahibi: Fethi Döğücü. 

 

Şafak Gazetesi, serlevhada  'günlük gazete', denilmesine rağmen, haftada iki gün ve dört sayfa olarak yayınlanmaktaydı. Gazetenin birinci sayfası haber, dördüncü sayfası spor, ikinci ve üçüncü sayfaları, tamamen edebiyat-sanat sayfaları olarak biz düzenliyorduk. Böylece bizim de gazetecilik ve yazarlık maceramız başlamış oluyordu. 

 

O tarihlerde Urfa’da bir yıl süren ulusal bir gazete muhabirliği hayatım da var. O yıllarda Ankara’da günlük olarak çıkan ve Adalet Partisi'ne yakın olan “Adalet Gazetesi’nin Urfa muhabiriydim. Gazetenin sahibi Turhan Dilligil idi.

 

Böylece 1966 yılında hem yazarlık hem de gazetecilik hayatına fiilen başlamış oluyordum.

 

İlk şiirim Şafak Gazetesi’nde yayınlandı. Adı: Eski Kent idi. Şiirim, Şafak Gazetesi’nin sanat sayfasında yayınlandığında çok heyecanlanmış, adeta kendimle gurur duymuştum. Gazeteyi okula getirip arkadaşlarıma gösterdiğimde pek havalanmıştım. Kendimi; yakın arkadaşlarımdan farklı bir konumda görüyor, memleket meseleleriyle ilgilenen, eli kalem tutan, geleceğin iyi bir yazar ve şairi olarak tahayyül ediyordum.

 

Okuldan çıkınca doğruca Şafak Gazetesi ve matbaasına gidiyordum. Yazdığımız yazılar için, karşımızdaki harf kutularından parmaklarımızla kurşun harfleri alarak kumpasa diziyorduk. Kumpas aslında mühendislikte kullanılan bir ölçü aletidir. Ancak matbaada kullanılan ve adına kumpas denilen alet, harflerin içine yerleştirildiği ayarlanabilir demir bir yuvadır. Dizgisi biten satırları kumpastan çıkarıp gazete olacak kalıba yerleştirdikten sonra kalıbı bağlıyorduk. Kalıbı bağlanan sayfa basıma hazır hale geliyordu.

 

Bir sayfanın elle dizgisi ve sayfa düzeni bitince, kol gücüyle çalışan baskı makinesine koyuyor ve gazeteyi sayfa sayfa basıyorduk. Çok zevkli olan bu işi amatör bir ruhla yapıyorduk. Yaptığımız bu iş karşılığında herhangi maddi çıkarımız yoktu ve beklemiyorduk.  Yazdığımız yazıların basılmasından aldığımız haz, bize yetiyordu.

 

Şiir Karın Doyurmaz

 

Mevsimlerden karakış. Her gece, evde petrol lambasının ışığı altında ders çalışıyorum. Dersim bitince de başlıyorum şiirler karalamaya. Gecenin geç saatlerine kadar bu eylemim sürüyor. Evde her gecem aşağı yukarı böyle geçiyordu.

 

Bir gece babaannem, her gece beni izlemiş olacak ki bana dönerek: ”Oğlum, kaç gecedir seni takip ediyorum, geç saatlere kadar çalışıyorsun. Bu çalışmaların, senin okul derslerinle mi ilgili, merak ediyorum” deyince, ben de “Hayır nene, dersten başka bir şey!” “Nedir o şey oğlum?” “Ben şiir yazıyorum” diyorum. Diyalogumuz devam ediyor:

 

-Ne olacak onlar?

 

-Burada yazdıklarımın bir dergide veya bir gazetenin sanat sayfasında yayınlanması için de ayrıca çaba sarf ediyorum.

 

Peki diyor babaannem;

 

-Sana bu uğraşılarından ötürü para falan veriyorlar mı?

 

Ben hemen “Hayır” diyorum.

 

-Ne parası Nene, ben ayrıca cep harçlığımdan artırdığım parayla şiirimin veya yazımın yayınlandığı dergiyi, gazeteyi satın alıyorum.

 

Babaannem, o bilge kadın, şu çok önemli ve manidar cümleyi patlatıyor:

 

-Oğlum gözlerinin ferine yazık. Hadi kapat lambayı ve uyu. Böyle karın doyurmayan işlerle bir daha uğraşma!”

 

Ne diyeceğimi şaşırmış, buz gibi donup kalmıştım bu çarpıcı sözler karşısında. Hakikaten yıllar sonra şair İsmet Özel'in, “Şiir Okuma Kılavuzu” adlı eserinde, “Şiir Karın Doyurmaz” başlıklı yazısında bu konulara değiniyordu. Benim bilge babaannem, şiirin karın doyurmadığını, bize yıllar öncesinden haber vermişti.

 

Vakıa şiir, bir tutkudur. Evet, karın doyurmaz amma insanın kalbini ve ruhunu pekâlâ doyurabilir. Sizi ihya ve ihata eder. Sizi bambaşka dünyalara götürür.

 

Vesselam.